YAKIN PARTNER ŞİDDETİ VE KADIN CİNAYETLERİ KONUSUNDA PSİKOLOJİ BİLİMİ ÜZERİNDEN DEĞERLENDİRME

Giriş

Yakın partner şiddeti ve bunun istatistiksel olarak yoğunlaştığı gözlemlenen kadına şiddet uzun bir süredir araştırmacıların en çok üzerine düşündükleri sorunlar arasındadır. Yakın partner şiddeti, faillerin yakın ya da potansiyel partnerlerini elde etmek, onların üzerindeki kontrollerini sürdürmek veya yeniden kazanmak için kullandıkları beş farklı şiddet/istismar yöntemi olan fiziksel, cinsel, psikolojik, ekonomik istismar ve ısrarlı takiple (stalking) taciz etmeyi içermektedir (Smith Slep vd., 2016). Araştırmacılar Ruiz ve Calderon ise “Psychology, Crime &  Law” dergisinde yayınlanan makalelerinde farklı bir sınıflandırma kullanmıştır. Buna göre yakın partner şiddeti iki gruba ayrılabilir; bunlar çok şiddetli ve az şiddetli yakın partner şiddetidir. Çok şiddetli kısım teşebbüs edilmiş veya gerçekleştirilmiş kadın cinayetlerini ve kadının vücudunda kalıcı hasar bırakan yaralamaları tarif eder. Az şiddetli yakın partner şiddeti ise kötüye kullanımı, psikolojik baskı ve hafif yaralamaları içerir. Bu açıdan, yakın partner şiddetinin kullanımında göze çarpan temel amaç partnerin üzerindeki kontrolü ele almak veya devam ettirmektir (Ruiz & Calderon, 2021). Kadına şiddet ise Ankara Barosu Kadın Hakları Merkezi tarafından “kadın olmasından başka sebep olmaksızın kadının elinden yaşama hakkının, onurunun, bedensel bütünlüğünün ve özgürlüğünün alınması” olarak tarif edilmiştir (2008); bunun en ileri noktası olarak da kadın cinayetleri kendini göstermektedir. Bir yakın ilişkide, zarar gören tarafta zamanla ortaya çıkan psikolojik semptomlar ve ayrılma isteği, kişiye uygulanan psikolojik şiddetin en önemli belirtisidir (Löbmann vd., 2003). Önüne geçilmediği takdirde ise psikolojik şiddet fiziksel şiddete ve cinayete kadar ilerleyebilir. Bu noktada kısa bir literatür taraması yaparak hem kadınlar hem de erkekler için risk faktörlerini bir yazıda toplamak ve sonrasında ise bu faktörleri göz önüne alarak kadına şiddet sorununa çözüm aramak en faydalı seçenek olarak gözükmektedir. Bununla beraber Löbmann ve arkadaşlarının da değindiği gibi belirtmek gerekir ki risk faktörleri doğrudan sebepler olmak zorunda değildir; ya da sebeplerin kesinlikle risk faktörleri oldukları söylenemez. Daha doğru bir ifadeyle bu faktörler olası mağduriyetlerin ve kadına şiddet/kadın cinayeti olaylarının istatistiksel olarak en iyi tahmincisi olması itibariyle “risk belirteçleri”dir (2003). Risk faktörlerinin haricinde kadına şiddetin mağdur için sonuçları ve sonrasında ise bu sorunlarla başa çıkmak için yapılması gerekenler bu yazıda ele alınacaktır.

Faili Konu Alan Risk Faktörleri

Yakın ilişki içerisinde olunan partnere şiddet uygulamak elbette normal kabul edilemeyecek bir durumdur. Bu anormallik araştırmacıları hangi özelliklere sahip insanların partnerlerine şiddet uyguladıklarına dair bir profil çıkarma arayışına sürüklemiştir. Heise tarafından geliştirilmiş olan “ekolojik model” kadına şiddet üzerine en kapsayıcı modellerden biridir. Ekolojik modele göre genç yaşta olmak, eğitim düzeyinin düşük oluşu, işsiz olmak veya düşük gelir sahibi olmak erkek için başlıca risk  faktörleridir. Erkeklerde anti sosyal kişilik bozukluğu da aile içi şiddette bir prediktör olarak ekolojik modele dahil edilmiştir (Heise, 1998). Buna benzer olarak farklı çalışmalar da psikopatolojinin kadına şiddet için bir risk faktörü olduğunu göstermektedir. Kadına şiddet/kadın cinayeti olayları ile faillerin birçoğunda görülen saldırganlık ve anksiyete, depresyon, intihar düşünceleri, kişilik bozuklukları ve patolojik kumar oynama rahatsızlığı arasında bir korelasyon mevcuttur (Ruiz & Calderon, 2021). Schumacher ve meslektaşları ise faillerin genel olarak sürekli öfkelenen, sınırda kişilik bozukluğuna (borderline) sahip olan ve pasif agresif tutum içeren bir karaktere sahip olduğunu belirtmişlerdir (2001). Ayrıca, failin zayıf iletişim becerilerine sahip oluşu, düşük ilişki doyumu ve korkulu bağlanma kadın partnerin psikolojik şiddete maruz kalmasının önemli yordayıcılarıdır (Löbmann vd., 2003). Türkiye’de yapılan araştırmalar ise aşırı alkol kullanımı ile kadına şiddetin ilişkili olabileceğini ve birçok vakada faillerin güvensizlik duygusuna sahip insanlar olduğu görülmüştür; yine bir başka çıkarım ise narsistik yaralanma eğilimine sahip olmalarıdır. Yani partnerlerine uç noktada bir bağımlılık beslerler ve kadının ayrılma ya da boşanma tehditleri, hatta bunu çağrıştırabilecek sözleri bile erkeğin panik hissetmesine sebep olur. Daha sonra bu panik kıskançlık yaratarak kadının güven kazanmasını engellemek amacıyla şiddete ve cinayete kadar uzanabilir (Erden & Akdur, 2018; Kolburan, 2017).

Başka bir risk faktörü olarak da saldırganların suç geçmişi göz önüne çıkmaktadır. Özellikle fiziksel yaralamaları ve cinayeti içeren çok şiddetli yakın partner şiddeti vakalarında faillerin birçoğunda önceki partnerlerle olan ilişkide kötüye kullanım , mağdurun çocuklarına zarar verme, diğer aile üyelerine karşı saldırganlık ve diğer adli durumlar ile ilgili suç öyküleri bulunmaktadır (Ruiz & Calderon, 2021). Benzer olarak ateşli silah bulundurma, sözlü taciz veya ölüm tehditleri, cinsel saldırı ve partnerin üzerinde kontrol odaklı baskı kurma davranışları sergileyen erkeklerin partnerlerine şiddet uygulamaya daha eğilimli oldukları gözlemlenmiştir (Spencer & Stith, 2018). Ayrıca Turin Üniversitesi psikoloji bölümünden araştırmacılar Zara ve Gino da fail ve mağdur yani erkek ve kadın arasındaki ilişkinin yakınlığının ve yoğunluğunun, şiddetin ne kadar acımasız-vahşi olduğu ve ne olasılıkla öldürmeye kadar gidebildiğiyle doğru orantılı olduğunu belirtmişlerdir (2018).

“Zorlayıcı kontrol” kavramı ise ilk olarak Kelly ve Johnson tarafından kullanılmıştır (2008). Bu tarz şiddet de yakın partner şiddetinin kontrol ve manipülasyon içeren bir yoludur. Partnerlerden biri, genellikle erkek olan, diğerinin eylemlerini ve ilişkinin gidişatını kontrol eder. Bu durumda mağdur sürekli gözetim altındadır ve fail tarafından koyulan kurullara ve sınırlara uyulmaması durumunda cezalandırılacaktır (Tanha vd., 2010). Daha sonra Stark bu kavramı tartışmayı sürdürmüş ve kontrolü uygulayan kişilerin asıl amacının partnerinin özgürlüklerini kısıtlamak ve onu yıldırmak olduğunu saptamıştır; bu kontrol sözlü ya da psikolojik düzeyde olabileceği gibi fiziksel istismar veya cinsel saldırıya da ulaşabilir (2006). Dolayısıyla partnerine “zorlayıcı kontrol” yöntemi ile yaklaşan kişiler de kadına şiddet konusunda muhtemel faillerdir. Figueredo ve arkadaşları ise yakın partner şiddetinin arkasında yatan sebep olarak zorlayıcı kontrolden ziyade cinsel kontrolü öne sürmüşlerdir (2009). Bazı erkeklerin kadını nesneleştirerek bir mülkiyet olarak görmeye başlaması, sonrasında partnerinin cinselliğini de mülkiyeti altındaki bir durum haline getirmektedir. Bu mülkiyet üzerindeki kontrolün devamı için de failler saldırgan eylemlere başvurmayı seçerler ve kadına şiddet vuku bulmuş olur. (Tanha vd., 2010).  

Bu bölümün son faktörünü açıklarken Albert Bandura’nın ilk kez 1977’de gündeme getirdiği sosyal öğrenme kuramını anlamak yardımcı olacaktır. Temel olarak sosyal öğrenme kuramı, hem çocuk hem yetişkin bütün insanların başkalarının davranışlarını gözlemleyerek ve taklit ederek dolaylı yoldan öğrendiği bir süreci anlatır (Bandura, 1977). Bu noktada bir aile içinde ebeveynler birbirlerine şiddet uyguluyorsa, çocuk da bunu ilişkinin doğal bir parçası olarak görmeye başlayacaktır. Çocukların şiddete tanık oluşu onlara anneyi yani kadını mağdur rolünde, babayı yani erkeği ise fail rolünde tanıtır. Dolayısıyla bir ilişki içerisindeki partnerlerin rolleri yanlış öğrenilmiş olmaktadır. Bu da yakın partner şiddetinin ve bunun büyük bir parçası olarak kadına şiddetin nesilden nesile doğal bir davranış olarak aktarılması demektir (Erden & Akdur, 2018). Küçük yaşlardan itibaren aile içinde fiziksel şiddete tanık olan çocukların gelecekte kendi ilişkileri içerisinde partnerlerine şiddet uygulayarak fail konumuna geçme olasılıkları normal bir çocuğa göre üç kat daha fazladır (Straus & Gelles, 2006).

Mağduru Konu Alan Risk Faktörleri

Kadınlar için muhtemel mağduriyetleri önlemek adına da öncelikle Heise’nin ekolojik modeline değinmek faydalı olacaktır. Genel olarak eşinden ayrı olan, depresyon hastalığı bulunan, yasal olmayan ilaç ve alkol içerikli madde kullanan kadınlar risk grubunda kabul edilmektedir (Heise, 1998). Bir başka araştırma ise eğitim düzeyi düşük ya da önceki ilişkisinden çocuğu olan kadınların şiddet görme olasılığının daha yüksek olduğunu belirtmektedir (Spencer & Stith, 2018). Yine psikopatoloji anlamında Ruiz ve Calderon da mağdur kadınların depresyona ek olarak, travma sonrası stres bozukluğu, anksiyete, intihar düşünceleri ve madde kullanımına genel popülasyondan daha fazla eğilimli olduğunu belirtmişlerdir (2021). Ekonomik olarak ise aşırı yoksulluk ve işsizlik önemli belirteçlerdendir. Bunun dışında 30 yaş altı ve 50 yaş üstü kadınların partnerlerini tarafından cinsel istismara maruz bırakılma olasılıklarının daha yüksek olduğu sonucuna varılmıştır. (Löbmann vd., 2003). Ayrıca İtalya’da yapılan bir araştırma geçmiş vakaların %80’inde mağdur kadının faili daha önceden tanıdığını göstermiştir (Zara & Gino, 2018). Türkiye’de yapılan bir araştırmada ise eşi veya eski eşi tarafından katledilen kadınların %30’luk kısmının öncesinde partnerleri tarafından fiziksel şiddete veya cinsel istismara uğradıkları tespit edilmiştir (Toprak & Ersoy, 2017).

Yakın partner şiddetini farklı şiddet türlerini içerecek şekilde araştıran makalelerin risk faktörü olarak bulduğu ortak yön aile içi şiddete tanık olmaktır. Mağdurlar açısından küçüklükte şiddete tanık olmak veya ebeveynlerden şiddet görmek düşük benlik saygısına, düşük sosyal yeterliliğe, zayıf iletişim becerilerine ve dolayısıyla alkol ve uyuşturucu tüketimimin artmasına katkıda bulunabilir. Bu da kadının fail gözünce daha savunmasız görünmesine neden olmaktadır (Löbmann vd., 2003). Yine aynı araştırmada şiddete tanık olmuş kadınların kendi ilişkilerinde fiziksel şiddet görme risklerinin altı kat fazla olduğu, çocukken istismara uğrayan kadınlar için ise on üç kat fazla olduğu izlenmiştir (Löbmann vd., 2003).

Ayrıca, sosyal hayatla, iş hayatıyla veya aileyle bağların kopması, istismar eden partnerin davranışlarını doğrulama çabası ya da hafif ve önemsiz görme uğraşı, önceki partnerlerle ilgili istismar geçmişi ve hatayı kendi aramak kadın kurbanların genel popülasyondan istatistiksel olarak gösterdiği farklılıklardandır (Ruiz & Calderon, 2021). Burada bahsedilen kopma kadın için süreci bir çıkmaza da götürebilecek niteliktedir. Çünkü şiddet ile beraber eğer ev dışarısındaki hayattan kopulursa erkek partnerin olumsuz davranışlarından üçüncü bir kişi haberdar olamayacaktır ve kadın yardım da isteyemeyecektir. Yani kadının mağduriyetinin şiddetin önüne geçilemeyecektir ve hatta bu durumda şiddet giderek büyüyebilir. Bunula beraber, şiddetin bulunduğu bir aile içinde çocukların oluşu her ne kadar çocuk gelişimi anlamında yaralayıcı bir darbe olsa da kadın, yani anne için bir kurtuluş reçetesi olmaya da adaydır. Çünkü kadın etrafındakilere gördüğü şiddetle ilgili bilgi vermese de veya erkek kadının konuşmasını engellese de çocuklar mutlaka bir yabancıya ya da tanıdık bir üçüncü kişiye aile içindeki şiddetten bahsedeceklerdir.

Türkiye’deki Tablo

Ülkemizde yaşanan kadın cinayetlerinde çoğunlukla faillerin harekete geçmesine sebep olan olay terk edilmektir. İstatistikler cinayete kurban giden kadınların büyük bir kısmının eşinden boşanan veya boşanmak isteyen kadınlar olduğunu göstermektedir. Bu noktada cinayetlerin arkasındaki motivasyonun kıskançlık ya da namus olduğu açığa çıkmaktadır (Kolburan, 2017). Özellikle namus cinayetlerini anlamak ve önüne geçebilmek, bahsedilen toplumsal sorunun çözülmesindeki en büyük adımlardan biri olacaktır. Çünkü namus adına partnerlerini öldüren faillerin %47.9’u işledikleri suçtan ötürü pişman olmamakta, %41.1’i benzer bir durumda yine eşlerini öldüreceklerini belirtmekte, %4.2’si ise aynı durumda kalsalar hapse girmemek için partnerlerini intihara sürükleyeceklerini söylemektedirler (Kolburan, 2017).

İsimsiz. (Tuna, 2017).
Fotoğraf: fluFoto

Kadına şiddet ve kadın cinayetleri konusunda farklı bir yaklaşım da Fromm’un “olmak” ve “sahip olmak” sınıflandırması kullanılarak getirilebilir. Sahip olmak üzerine bir hayat yaşayan kişiler çeşitli malları, bilgileri, ünü ele geçirmek ve üstlerinde hâkimiyet kurmak isterler. Bu sahip olduklarına karşı meydana gelen herhangi bir eylemde ise saldırgan davranışlar sergilemeye başlarlar; çünkü sahip oldukları kendisine mal ettikleridir ve onları kaybetme korkusu onu harekete geçmeye zorlar. Olmak üzerine karakterini şekillendiren insanlar ise bunun zıttı bir pozisyon alarak şeyleri kendi bütünlüğü ve gelişimi içinde sever (Fromm, 1976/2016). Türkiye’de kadına “sahip olma” kavramı yaygın bir kavramdır. Bunun meşrulaşmasında hem kültürel hem de dilsel etmenlerin etkisi vardır. Kadının törensel biçimde istenilen bir “şey” olduğu ve “alındıktan” sonra artık her hareketinin erkeğe “mal” edildiği bir düzende kadınlara karşı erkeklerin “sahip olmak” karakterini üstlendiklerini söylemek yanlış olmayacaktır. Bu üstleniş sosyal meşruiyetini de kazandığında artık erkek, kendini kadına ve onun yaşam tarzına müdahale edebilir pozisyonda görmeye başlamaktadır. Bir sonraki adımda ise kadının herhangi bir ayrılma isteği ya da çabası doğrudan erkeğin yani artık failin şahsına bir hakaret olarak görülmektedir. Dolayısıyla kadına şiddet ve kadın cinayeti olayları bu meşrulaştırılmış sahip olma içgüdüsü üzerinden de yorumlanabilmektedir (Kolburan, 2017).

Sonuçlar

Kadına şiddet olayları mağdurlar için hem psikolojik hem de fiziksel birçok olumsuz sonucu beraberinde getirmektedir. Vücutta meydana gelen kalıcı yara izleri, duyma ya da görme bozuklukları ve geçmeyen ağrılar fiziksel sonuçların sadece küçük bir kısmıdır. İstismarın sık ve baskın olduğu ikili ilişkilerdeyse kadınların hamileyken veya yeni bir çocuğa sahipken partnerleri tarafından ciddi yaralamaya maruz kalma olasılıkları daha yüksektir (Campbell vd., 2009). Bunların yanında mağdur kadınlarda en muhtemel psikolojik sorunlardan bir tanesi ise “Travma Sonrası Stres Bozukluğu”dur. Her ne kadar semptomlar yakın partner şiddetinin derecesine göre değişiklik gösterebilse de en sık görülenleri panik ataklarla artan anksiyete, abartılı bir irkilme tepkisi, karanlık korkusu gibi travma sonrası geliştirilmiş fobik kaygılar, çekingen davranışlar ve kabus görmelerdir. Bilişsel ve duygusal yan etkiler olaraksa odaklanma güçlükleri ve depresif ruh hali bulunmaktadır. Mağdurlar zaman içerisinde travmatik durumları spontane biçimde tekrar hatırlayabilir ve kısmi psikojenik amnezi riski vardır. Ayrıca TSSB yaşayan kadınlarda intihar oranının beş kat arttığı gözlemlenmiştir. Bu durumun kalıcılığı birçok faktöre bağlıdır. Şiddet ne kadar acımasızsa ve sürekliyse; travmatik semptomlar da o kadar uzun süreli ve yoğun olacaktır. Ek olarak kadının genç oluşu TSSB anlamında onu savunmasız kılan etmenlerden biridir; ve mağdurun arkadaş-aile desteğinden mahrum kalması travmanın daha uzun süre devam etmesine sebep olmaktadır (Löbmann vd., 2003).

Uzmanlar Gözünden Yaygın Çözüm Önerileri

Almanya’da bir kriminolojik araştırma enstitüsünde yapılan çalışmada kadınların iki farklı başa çıkma yöntemine sahip oldukları belirtilmektedir. Bunlardan ilki aktif çabaları içermektedir. Kadınlar böyle durumlarda istenilen ile mevcut durum arasındaki boşluğu azaltmak için harekete geçebilirler. Kadına şiddet olaylarında bu anlatım kadının şiddet uygulayan partneri ile konuşarak sorunlarını çözmeye çalışması veya olası bir gelecek istismarı önlemek amacıyla polisi araması anlamına gelmektedir. Diğer başa çıkma yöntemi ise kadının suçu kendinde bularak hissettiği olumsuzluğa uyum sağlamasını içerir. Mağdurun, istismarın sebebini kendi başarısızlıklarından ve eksikliklerinden kaynaklandığına inanması şiddete uyum sağlayarak ilişkideki refah ve memnuniyet hissini geri kazanmasına sebep olmaktadır (Löbmann vd., 2003). Dolayısıyla kadına şiddet olaylarında hiçbir kadının olaya uyum sağlamaması, sosyal çevresi tarafından da harekete geçip aktif çaba göstermesi için desteklenmesi gerekmektedir. Bununla birlikte, hem kadınlara hem de erkeklere öfke kontrolünün ve iletişim becerilerinin geliştirildiği (Erden & Akdur, 2018); ayrıca olumsuz durumlarda polis-jandarma gibi yetkili birimlere başvurma yollarının öğretildiği, rahat konuşamadıkları acil durumlarda bu birimlere nasıl ulaşacaklarının ve sorunu nasıl anlatacaklarının gösterildiği eğitimlerin zorunlu kılınması şiddet ve cinayet olaylarının azaltılması adına atılabilecek adımlardan biridir.

Topluma şiddeti hoş görülmeyen bir durum olarak tanıtmak yeni fail oluşumlarını engellemeye yardımcı olacaktır. Bununla ilgili ilkokul-ortaokul-lise düzeyinde beceri geliştirme programları düzenlenmesi ve bu programlarda özdenetim, problem çözme ve çatışma çözme eğitimi gibi eğitimlerle kişilerarası şiddeti önlemeyi hedeflemesi gerekmektedir. Bu yolla erken yaştan itibaren bireyler sorunlarını şiddete başvurmadan çözmeyi öğrenecek ve umulur ki kadına şiddet/kadın cinayeti vakaları azalacaktır.

Bu konuda yapılması gereken bir başka şey ise olaylarla ilgilenen ve mağdurla olay sonrası ilk iletişimi kuran profesyonel gruplara (örneğin polis memurları) daha iyi eğitimler verilmesidir. Yetkililer olay sonrası mağdurun güven duygusunu güçlendirecek ve yardım aramasını kolaylaştıracak biçimde yaklaşım sergilemelidir (Löbmann vd., 2003). Ayrıca travma sonrası stres bozukluğu için de mağdurla erken görüşmelerde mutlaka ruh sağlığı uzmanları da bulunmalı ve kişinin süreci kolay atlatmasına yardımcı olmaya çalışmalıdır.

Son olarak, partnerine şiddet uygulamaktan dolayı hüküm giyen mahkûmlara yönelik feminist ve bilişsel davranışçı yaklaşım temelinde grup çalışmaları planlanmalıdır. Bu çalışmalarda “ataerkil toplumsal yapı ve toplumsal cinsiyetin kadın ve erkek açısından nasıl yapılandırıldığını öğrenme, şiddet tanımları yapma, şiddet davranışının inkarı ile baş etme, şiddetin etki ve sonuçlarını fark etme, şiddetin öğrenilen ve değiştirilebilen bir davranış olduğunu kabul etme, şiddet davranışının değiştirilmesini isteme, öfke ile bağlantılı duygu ve düşüncelerin farkına varma, sağlıklı iletişim yöntemlerini öğrenme ve deneme, öfke kontrolü sağlayabilme ve yeni davranışları uygulama” konuları ele alınmalıdır (Kolburan, 2017).

Kaynakça

Ankara Barosu Kadın Hakları Merkezi (2008). Kadın hakları el kitabı. http://www.ankarabarosu.org.tr/Siteler/19402010/Kitaplar/pdf/k/kadin2008.pdf

Campbell, J. C., Webster, D. W., & Glass, N. (2009). The danger assessment: Validation of a lethality risk assessment instrument for intimate partner femicide. Journal of Interpersonal Violence, 24(4), 653-674. https://doi.org/10.1177/0886260508317180

Erden, G., & Akdur, S. (2018). Türkiye’de kadına yönelik aile içi şiddet ve kadın cinayetleri. Klinik Psikoloji Dergisi, 2(3), 128-139. https://doi.org/10.31828/kpd2602443808092018m000003

Figueredo, A. J., Montero-Rojas, E., Frias-Armenta, M., & Corral-Verdugo, V. (2009). Individual differences and social contexts: The absence of family deterrence of spousal abuse in San Jose, Costa Rica. Journal of Social, Evolutionary & Cultural Psychology, 3(1), 29-48. https://dx.doi.org/10.1037/h0099333

Fromm, E. (2016). Sahip Olmak ya da Olmak (4. Baskı) (A., Arıtan, Çev.) Say Yayınları (Orijinal eserin basım tarihi 1976).

Heise, L. L. (1998). Violence against women an integrated, ecological framework. Violence against women, 4(3), 262-290. https://doi.org/10.1177/1077801298004003002

Kelly, J. B., & Johnson, M. P. (2008). Differentiation among types of intimate partner violence: Research update and implications for interventions. Family Court Review, 46, 476-499. https://doi.org/10.1111/j.1744-1617.2008.00215.x

Kolburan, Ş. G. (2017). Kadın cinayetleri konusunda nedensel bir değerlendirme: Sahip olma güdüsü. Adli Tıp Bülteni, 22(3), 194-199. https://doi.org/10.17986/blm.2017228672

Löbmann, R., Greve, W., Wetzels, P., & Bosold, C. (2003). Violence against women: Conditions, consequences, and coping. Psychology, Crime, and Law, 9(4), 309-331. https://doi.org/10.1080/1068316021000054328

Ruiz, R. A., & Calderon, M. J. G. (2021). Predictors of vulnerability and aggression in severe intimate partner violence. Psychology, Crime, & Law, 27(6), 562-578. https://doi.org/10.1080/1068316X.2020.1837131

Schumacher, J. A., Smith Slep, A. M., & Heyman, R. E. (2001). Risk factors for male-to-female partner psychological abuse. Aggression and Violent Behavior, 6(2-3), 255-268. https://doi.org/10.1016/S1359-1789(00)00025-2

Smith Slep, A. M., Heyman, R. E., & Lorber, M. F. (2016). Coercive process and intimate partner violence in committed relationships. The Oxford Handbook of Coercive Relationship Dynamics içinde (260-272). T.J. Dishion & J. J. Snyder, Oxford: Oxford University Press.

Spencer, C. M., & Stith, S. M. (2018). Risk factors for male perpetration and female victimization of intimate partner homicide: A meta-analysis. Trauma, Violence, and Abuse online publication. https://doi.org/10.1177/1524838018781101

Stark, E. (2006). Commentary on Johnson’s “Conflict and control: Gender symmetry and asymmetry in domestic violence.” Violence Against Women, 12, 1019-1025. https://doi.org/10.1177/1077801206293329

Straus, M. A., & Gelles, R. J. (2006). Behind closed doors: Violence in the American family (Transaction ed). New York: Taylor & Francis.

Tanha, M., Beck, C. J. A., Figueredo, A. J., & Raghavan, C. (2010). Sex differences in intimate partner violence and the use of coercive control as a motivational factor for intimate partner violence. Journal of Interpersonal Violence, 25(10), 1836-1854. https://doi.org/10.1177/0886260509354501

Toprak, S., & Ersoy, G. (2017). Femicide in Turkey between 2000 and 2010. PLoS ONE, 12(8):e0182409. https://doi.org/10.1371/journal.pone.0182409

Zara, G., & Gino, S. (2018). Intimate partner violence and its escalation into femicide. Frailty thy name is “violence against women”. Frontiers In Psychology, 9:1777. https://doi.org/10.3389/fpsyg.2018.01777

Flufoto. Tuna, V. (2017) İsimsiz. [Fotoğraf] http://www.yankose.org/isimsiz.html

Onur AKBULUT

Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Psikoloji

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s