6-7 EYLÜL OLAYLARINA GİDEN SÜREÇ: KIBRIS SORUNUNUN ORTAYA ÇIKIŞI VE LONDRA KONFERANSI

Özet

Bu makalede 6-7 Eylül 1955 olaylarına giden süreç incelenmiştir. Bu çerçevede öncelikle olaylar öncesindeki Türk-Yunan ilişkileri ve Türkiye´deki Rumların durumu kısaca ele alınmıştır. Daha sonra ise olaylara zemin hazırlayan Kıbrıs Sorununun ortaya çıkışı ve Londra Konferansı anlatılmıştır.

Anahtar Sözcükler: Kıbrıs Sorunu, Londra Konferansı, Yunanistan, Makarios, ENOSIS, self-determinasyon, İngiltere, Demokrat Parti, Fatin Rüştü Zorlu

Türk- Yunan- Rum İlişkileri

Türk-Yunan ilişkileri, Kıbrıs sorunuyla birlikte gerginleşmeye başlamadan evvel kısa bir yumuşama dönemi geçirmiştir. Türk tarafının Yunanlılar ile Kurtuluş Savaşındaki mücadelesinden başarıyla çıkmasından sonra iki taraf arasında nüfus mübadelesi olsa da başta İstanbul olmak üzere Türkiye´de hatırı sayılır bir Rum nüfus ikamet etmeye devam etmiştir. 1930lu yıllarda Atatürk ile Yunanistan Başbakanı Venizelos arasında Türk-Yunan dostluğunun temeli atılmış, daha sonra ise 1934´te Balkan Paktı ile bir ittifaka dönüşmüştür. İkinci Dünya Savaşı sonrasında ise her iki ülke de Sovyet tehdidiyle karşı karşıya kalmış ve 1952´de ikisi de NATO´ya alınmıştır. Aynı yıl Türkiye Cumhurbaşkanı Bayar ile Yunanistan Kralı Pavlos karşılıklı ziyaretlerde bulunmuşlardır. İki ülke 1953´teki Balkan Paktına katılsalar da uzun ömürlü olmamıştır. İkili ilişkilerdeki bu olumlu gelişmeler Kıbrıs sorununun ortaya çıkışıyla birlikte bozulmaya başlamıştır.

Şekil 1: Atatürk ve Venizelos. Şuradan alındı (sputniknews, 2021)

Türkiye´deki Rumların 6-7 Eylül olaylarından önceki durumuna bakıldığında ise Yunanistan ile olumlu ilişkilere paralel olarak genel olarak olumlu olmakla beraber zaman zaman sorunlar da görülmüştür. Öncelikle İkinci Dünya Savaşı esnasında erkeklerin çoğu askere alınıp inşaat-yol yapım işlerinde çalıştırılmıştır. Daha sonra ise 1942´de Varlık Vergisi çıkarılmıştır (Aktar, 2005). Vergi sadece gayri-Müslimler için olmasa da (esas amacın ekonominin Türkleştirilmesi olduğu yönünde de görüşler bulunmaktadır) ekonomide önemli yer tutan bu grup vergiden oldukça olumsuz etkilenmiş ve bu nedenle bir kısmı göç etmiştir. Varlık vergisi nedeniyle İnönü hükümetinden hoşnutsuz olan bu kesim daha sonraki seçimlerde Demokrat Parti (DP) iktidarını desteklemişlerdir. DP döneminde Heybeliada Ruhban okulu açılmış, Rumlar ve Yunanlılara karşı sergilenen hassasiyetin sonucu olarak İstanbul´un fethinin 500. Yılı kutlamaları iptal edilmiş, cumhuriyet tarihinde ilk kez Başbakan Menderes Fener Patrikhanesini ziyaret etmiştir (Demir, 2012). Fakat bu olumlu ilişkiler çok sürmemiş, Kıbrıs sorununun ortaya çıkışıyla Türk kamuoyundaki Rum düşmanlığı artmış ve 6-7 Eylül 1955´te Rumların ev ve işyerlerine yapılan saldırı ve yağmalama ile sonuçlanmıştır.

Kıbrıs Sorununun Ortaya Çıkışı ve Londra Konferansı

1571-1878 tarihleri arasında Osmanlı hakimiyeti altında olan Kıbrıs, 1878´de Kıbrıs Sözleşmesi
ile geçici olarak İngiltere´ye devredilmiş, Lozan ile de İngiliz egemenliği kesinleşmiş ve 1960´a
kadar İngiltere egemenliğinde kalmıştır. Türkiye´nin Lozan´da hem On İki Ada hem de Kıbrıs
konusunda elde ettiği tek güvence gelecekte ortaya çıkabilecek ilhak, bağımsızlık ya da herhangi
bir yönetim değişikliğinde söz hakkını saklı tutmasıdır (Gökçal, 2006) . Kıbrıs sorununun ortaya
çıkışına kadar Türkiye İngiliz egemenliğini tanımış ve Misak-ı Milli çerçevesinde kendi sınırları
dışındaki topraklarla ilgilenmeyip iç işlerine karışmamıştır. İkinci Dünya Savaşı sonrasında artan
dekolonizasyon ve halkların kendi kaderini kendi tayin etme (self-determination) isteği Kıbrıslı
Rumlar arasında da etkili olmuştur. 18 Ekim 1950´de Makarios´un başpiskopos olmasıyla self-
determinasyon ve ENOSIS (Yunanistan ile birleşme) talepleri artmıştır. Ölünceye dek Kıbrıs´ın

Şekil 2: Makarios. Şuradan
alındı (wikipedia, tarih yok)

Yunanistan´a ilhakı için savaşacağını belirten ve 1950´de Enosis için
adada bir referandum düzenleyen Makarios´a 1951´de Yunanistan
Başbakanı Sofoklis Venizelos resmen destek vermiştir (Gökçal, 2006) .
Türk hükümetinin ise ilk başta meseleye pek odaklanmamış, hem
İngiltere hem de Yunanistan ile iyi ilişkileri korumak için Kıbrıs
sorunu diye bir sorunun olmadığını belirtmiştir. TBMM´de yapılan bir
tartışmada Dışişleri Bakanı Necmettin Sadak Kıbrıs Sorununun olmadığını şu sözlerle dile
getirmiştir:


“… “Kıbrıs Sorunu” diye bir şey yoktur, çünkü bu ada Büyük Britanya´nın hükümranlığı altında
ve yönetimindedir. İngiltere´nin ada üzerindeki bu haklarını başka bir güce devretmek için
herhangi bir niyetinin olmadığını ve böyle bir temayülüde hiçbir zaman göstermediğini biliyoruz.

Bundan tamamı ile eminiz. Her ne çeşit olursa olsun, Kıbrıs´tan çıkacak herhangi bir kışkırtma
durumu değiştirmez. Durum böyle bir kışkırtma sonucu değiştirilemez.” (Bağcı, 2019, s. 182)

Bu tutumu daha sonra iktidara gelen DP´nin Dışişleri Bakanı Köprülü de sürdürecek ve sorunun
varlığını reddedecektir. Lakin Türk tarafı her ne kadar kabul etmese de adada yaşananlar Kıbrıslı
Türkleri tedirgin edecek ve Türk basını ve kamuoyu adadaki Türklerin korunması ve
desteklenmesi için hükümete baskı yapacaktır. Kıbrıs sorunuyla birlikte Türk dış politikasında
kamuoyu yavaş yavaş etkili olmaya başlayacaktır.

Başlangıçta hükümetçe göz ardı edilse de Kıbrıs´taki gelişmeler ve ENOSIS talepleri Türk
basınından tepki bulmuş ve konuya geniş yer verilerek hükümetin de harekete geçilmesi
istenmiştir. Zafer gazetesindeki yazıda statükonun korunması gerektiği savunulmuş ve şu
görüşlere yer verilmiştir:

“Kıbrıs´ın statükosunu değiştirmek ve Adanın herhangi başka bir ülkeye verilmesi için herhangi
bir sorun var ise, ilk akla gelen ülke tartışma götürmeyecek şekilde coğrafi ve etnik hakları olan
Türkiye´dir. Türkiye, Akdeniz savunma sistemi çerçevesinde görevlerini yürütebilmek için
Yunanistan ile işbirliği yapmak istemektedir. Kıbrıs konusunu da bir sorun haline getirmek
istemiyoruz ve Yunanistan´ın da aynı anlayış ruhunu göstereceğini ümit ederiz.” (Bağcı, 2019, s.
184)

Yunanistan´ın Enosis talepleri 1953´te Mareşal Papagos´un başbakan olmasıyla arttı. Papagos
1954´te İngiltere´nin adayı en geç 22 Ağustos´a kadar devretmesini istiyor; eğer bunu yapmazsa
meselenin BM´ye taşınacağını belirtiyordu. Türkiye adada statükonun korunması taraftarıydı ve
sorunun BM´ye taşınarak uluslararasılaştırılmasına karşıydı. Yunan mevkidaşı ile görüşen
Köprülü şu ricada bulunuyordu:

“….. Sizden Atatürk ve Venizelos´un büyük ızdıraplar pahasına, tarihi yenerek kurdukları Türk-
Yunan dostluğu adına yalvarıyorum, hiç yoktan ortaya bir Kıbrıs sorunu çıkarmaktan vazgeçin.
Çıkarırsanız bizi karşınızda bulacaksınız. Ve bütün Türkiye, tek bir vücut halinde, dimdik
önünüze çıkacaktır. Bu, Türk-Yunan dostluğunun sonu olacaktır. Yapmayın bunu.” (Bağcı, 2019,
s. 185)

Yunanistan tarafına göre Türkiye ile ilişkiler sorundan zarar görmeyecekti. Buna karşılık Köprülü
sorunun ciddiyetini anlatmak için şunları söylemiştir:

“Galiba size görüşümü iyi anlatamadım. Kıbrıs´ta nedenlerini bizim anlayamadığımız, yahut da
anlamak istemediğimiz emellerinizi nasıl olsa gerçekleştiremeyeceksiniz. Türkiye bu izni size asla
vermeyecektir. Türkiye buna engel olacaktır. İyi düşününüz. Biz, bir gün heyecanınız yatışır ve
daha akıllıca davranırsınız umut ve dileğiyle, bir süre sabredeceğiz. Resmi beyanlarımızda
“Türkiye için Kıbrıs diye bir dava yoktur” diyeceğiz. Fakat ister istemez bu sabrın da bir sonu
olacaktır.” (Bağcı, 2019, s. 186)

Türkiye´nin karşı çıkmasına rağmen, Yunanistan 16 Ağustos 1954´te konuyu halkların eşitliği ve
self-determinasyon ilkeleri çerçevesinde BM´ye taşıdı ve BM´de görüşülmesi kabul edildi.
Bağcı´ya (2019) göre Yunanistan´ın Türk faktörünü yanlış hesaplayarak konuyu BM´ye taşımasının nedenleri şöyleydi:

Şekil 3: Şuradan alındı (Independent Türkçe, 2020)

1)1952´de iki ülke arasında üst düzey ziyaretler gerçekleşmiş ve iyi komşuluk ilişkileri zirveye ulaşmıştır.

2) Türk hükümetinin başlangıçta ENOSİS taleplerini görmezden gelmesi Yunanistan´ın endişelerini azaltmış ve basındaki eleştirilerin hükümetin resmi görüşü olmadığını
düşünerek göz ardı etmiştir.

3) Türkiye´nin 12 Adaların Yunanistan´a verilmesine karşı çıkmaması, Yunanistan´ın aynı tutumun Kıbrıs için de geçerli olacağını düşünmesine yol açmıştır.

4) Yunan yetkililer Menderes hükümetinin de öncekiler gibi Lozan´ın 16 ve 20.
Maddelerine (Kıbrıs´taki haklardan vazgeçilmesi hakkında) bağlı kalacağını düşünmüştür.

Şekil 4: Fatin Rüştü Zorlu. Şuradan alındı (Anadolu Ajansı, 2019)

Bu dönemde Türkiye´de bakan değişikliği olmuş, “aktif ve dinamik diplomat” Fatin Rüştü Zorlu
Dışişleri Bakanı olarak Kıbrıs konusu üzerinde çalışmaya başlamıştır. Zorlu´nun başkanlığında
bir Kıbrıs Komisyonu kurulmuştur. Komisyon üyeleri Dışişleri Genel Sekreteri Muharrem Nuri
Birgi, Müsteşar Orhan Eralp, Atina Büyükelçisi Settar İlksel ve Büyükelçi Mahmut Dikerdem
idi. Amaç Kıbrıs konusundaki Türkiye´nin resmi görüş ve stratejisini ortaya koymaktır.

Stratejinin net bir biçimde ortaya konulmasına kadar geçerli iki temel ilke vardı: ilki, dünyaya
Türkiye´nin de soruna haklı olarak taraf olduğunu kanıtlamaktı. İkincisi ise Kıbrıslı Türklerin
Yunanistan´a karşı desteklenmesiydi. Komisyonun hazırladığı “beyaz kitap”, Kıbrıs´ın Türkiye
için tarihsel, coğrafi, etnolojik, kültürel ve askeri önemini anlatmaktaydı (Bağcı, 2019) .

Sorunun BM´de tartışmaya kapatılması ve çözümsüz kalması üzerine İngiltere Dışişleri Bakanı
Harold Mc Millan, Türk ve Yunan taraflarını 29 Ağustos 1955´te Lancaster House´ta
düzenlenecek üçlü bir konferansa çağırdı. Konferans konusu Doğu Akdeniz´deki Güvenlik
Sorunları olsa da esas mesele Kıbrıs sorunuydu. Türkiye taraf olarak görülüp konferansa
çağrılmayı olumlu karşılayarak kabul etmiştir. İngiltere başlangıçta adadaki gelişmeleri iç mesele
olarak görüp diğer devletlerin karışmasına karşı çıkmıştır. Fakat gelişmeler İngiltere´yi zor
durumda bırakarak politika değiştirmesine yol açmıştır. İngiltere´nin konferansı toplama amacı
adada bir de Türk kesiminin bulunduğunu, meselenin bağımsızlıktan ziyade iki toplum arası bir
sorun olduğunu ve adada iki toplumun güvenliği için İngiliz varlığının elzem olduğunu dünyaya
göstermekti (Gökçal, 2006).

Konferansa Zorlu başkanlığında katılan Türk heyetinde Savunma Bakanı Ethem Menderes,
Orgeneral Rüştü Erdelhun, Muharrem Nuri Birgi, Londra Büyükelçisi Suat Hayri Ürgüplü, Settar
İlksel, Orhan Eralp, Semih Günver ve Mahmut Dikerdem bulunuyordu (Gökçal, 2006) .
Konferansın açılışında McMillan adanın İngiltere´nin Doğu Akdeniz ve Ortadoğu´daki çıkarları
için önemini anlatıp oradaki üslerinin tartışma konusu yapılmamasını hatırlatmıştır (Bağcı, 2019) .
31 Ağustos´ta konuşan Yunan Bakan ise adaya kendi kaderini belirleme hakkının verilmesini
istemiş ve bu durumda İngiliz üslerinin varlığına izin verileceği, Türk azınlığa da gerekli
özgürlük ve eşitliklerin sağlanacağını ve eğer istenirse uyruk ve askerlik konularında özel bir
rejim kurulabileceğini belirtmiştir (Gökçal, 2006) . 1 Eylül günü konuşan Zorlu ise Lozan´da
ortaya çıkan Kıbrıs´ın özel statüsünü özetledikten sonra adanın yaklaşık 400 yıl Türk
egemenliğinde kaldığını ve hiçbir zaman Yunan egemenliği yaşanmadığını vurgulamıştır. Adanın
Türk anakarasına Yunan anakarasından daha yakın olduğu ve bu yüzden Kıbrıs´ın Türkiye´nin
güvenliği için elzem olduğunu belirten Zorlu, eğer İngiliz egemenliği sonlanacak ise adanın asıl
sahibine dönmesi gerektiğini savunmuştur (Bağcı, 2019).

Şekil 5: Londra Konferansı 1955. Şuradan alındı (Independent Türkçe, 2020)

Konferansın 6 Eylül´deki ikinci kısmında İngiltere´nin İdari Özerklik (Self-Government) önerisi tartışıldı. Ancak ne Türkiye ne de Yunanistan bu teklifi kabul etmedi ve Türkiye´de yaşanan 6-7 Eylül olaylarının da etkisiyle konferans bir sonuca ulaşmadan dağıldı (Gökçal, 2006).

Kaynakça

Aktar, A. (2005, Eylül 5). 6-7 Eylül 1955 Cumhuriyet Tarihinin En Karanlık Gecesi. Sabah Gazetesi.

Anadolu Ajansı. (2019, Mayıs 24). Retrieved from https://www.aa.com.tr/tr/: https://www.aa.com.tr/tr/demokrasinin-infazi-27-mayis/dis-politikanin-cesur-devlet-adami-fatin-rustu-zorlu/1488064#

Bağcı, H. (2019). “Kıbrıs Sorununun” Ortaya Çıkışı ve Menderes Hükümeti´nin Kıbrıs Politikası. In H. Bağcı, Türk Dış Politikasında 1950´li Yıllar (5 ed., pp. 181-225). Ankara: ORION Kitabevi.

Demir, Ş. (2012). ADNAN MENDERES VE 6/7 EYLÜL OLAYLARI. Yakın Dönem Tarihi Araştırmaları(12), 37-63. Retrieved from https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/9849

Gökçal, O. (2006). 6/7 Eylül Olayları ve Türk Basını. Doktora Tezi. DEÜ Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü.

Independent Türkçe. (2020, Eylül 5). Retrieved from https://www.indyturk.com/node/237651/t%C3%BCrki%CC%87yeden-sesler/her-%C5%9Fey-bir-haberle-mi-ba%C5%9Flad%C4%B1-6-eyl%C3%BCl-1955%E2%80%99e-do%C4%9Fru-1

sputniknews. (2021, Mart 25). Retrieved from https://tr.sputniknews.com/20210325/turk-yunan-iliskilerinde-ataturk-venizelos-donemine-donus-mumkun-mu-1044112361.html

wikipedia. (n.d.). Retrieved from https://tr.wikipedia.org/wiki/III._Makarios

Yazının ikinci kısmı olan bir sonraki makalede 6-7 Eylül Olayları, sonuçları, olaylara verilen tepkiler ve önlemler, olayların nasıl gerçekleştiği hakkındaki iddialar ile Yassıada´daki mahkemede ele alınması işlenecektir.

Saliha ASLAN

Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s