TOPLUM SÖZLEŞMECİ DÜŞÜNÜRLERİN DEVLET KURAMLARI

Özet

Doğa durumu dediğimiz kavram bütün insanların birbirine eşit olduğu bir durumu ifade etmektedir. İnsanların arasındaki bu eşitliğin getirdiği kargaşa düzeni onların aralarında bir toplum düzeni kurmaya itmiştir. Bunun sonucu olarak da doğal hak, doğal yasa ve pozitif yasa gibi kavramlar ortaya çıkmıştır. Toplum sözleşmeci düşünürler bu oluşum sürecini açıklamaya çalışarak devlet kuramlarının temelini ortaya koymuşlardır.

Team CIO, 2016
  • HOBBES, LOCKE VE ROUSSEAU’NUN DOĞAL HAK KAVRAMINA BAKIŞ AÇIŞI

Doğal hak; doğa durumunda insanların kendi kendilerine kullandığı bir haktır. Hobbes’a göre her insan doğa durumunda birbirine eşittir. Bu eşitlik insanın her istediğini elde etmeye çalışması nedeniyle birbirleri arasında bir rekabete yol açacaktır. Rekabetin varlığı bir güvensizliğe, güvensizlikte savaşa neden olacaktır. Hobbes ‘İnsan insanın kurdudur’ der. İnsan kendi hazzı, güvenliği ve şerefi için çevresindeki insanlarla daima bir rekabet içerisinde olacaktır. Çünkü insan için herhangi bir ahlaki ölçüt veya yasa bulunmaz. Bu sebeple de adalet kavramı yoktur. Bu yüzden insan kendisini korumak için aklı ile bu amacına yönelik her yolu denemeyi kabul eder ve bu doğrultuda her şeyi yapmakta özgür olacaktır. Bu hakkını kullanırken dış etkenlere maruz kalmaz, bu hak insanın yapma veya yapmama özgürlüğüdür. Onun için insan üzerinde yükümlülük oluşturmaz. Locke’a göre doğa durumu Hobbes’un tersine eşitlik, özgürlük ve barış durumudur. İnsanların özgürlükleri her şeyi yapabilme imkanı değil, doğal yasanın izin verdiği şeyleri yapabilme özgürlüğüdür. Eşitlik ise her konuda eşit olma değil, herkesin doğal yasanın uygulanması konusunda kendinde var olan başka bir üstün iktidarın kullanımında olmayan cezalandırma hakkıdır. Locke Hobbes’tan farklı olarak doğal hakları mülkiyet hakkı (yaşam, özgürlük, mal) çerçevesinde birleştirir. Yani insanın sahip olduğu doğal hak Hobbes’un doğa durumundaki insanının her şeyi yapabilme özgürlüğüne sahip olmasından farklı olarak Locke’ta doğal yasanın uygulanmasını sağlamak amacıyla cezalandırma hakkı ve mülkiyetin korunması olarak sınırlanmaktadır. Bu yüzden Locke’un insanında sınırlı bir özgürlük ilişkisi vardır. Bütün bu barışçıl ortama rağmen doğa durumunun savaşa doğru gitmesinin sebebi ise doğa yasasının ihlali durumunda cezalandırmanın ortak bir yargıç tarafından yapılmaması ve kişinin kendi inisiyatifine bırakılması durumundan dolayı insanın öç alma gibi sebeplerle hakkaniyete dayalı bir yargılama yapmamasıdır. Rousseau ise diğer kuramcılardan farklı olarak doğa durumunu iki aşamada inceler. 1. Doğa durumunda vahşi insan konuşmaz ve aklını en düşük seviyede kullanır. Bu insanın iki temel özelliği vardır: kendini sevme bunun getirdiği kendini koruma içgüdüsü ve merhamet duygusudur. İnsanın kendini korumaya çalışırken bir savaş durumuna gitmemesinin nedeni işte bu merhamet duygusudur. Doğa durumunun bu ilk aşamasında insanın arzuları gereksinimlerini aşmadığı için bir barış ortamı hâkimdir. Bu barış ortamı doğal eşitliği beraberinde getirirken özgür bir yaşama neden olur. Çünkü insan gereksinimleri için başka birine muhtaç değildir ve yükümlülükleri yoktur. İnsanı 2. Doğa durumuna götüren şey ise insanın hayvandan farklılaşan özgürce seçim yapma ve gelişme yetisidir. Bu özellikler insanın içinde hep vardır fakat ortaya çıkması için dış etkenler gereklidir. İnsan bu özelliklerinin dışarı çıkması ile toplumlaşmaya başlar. Önce diğerleri ile bağlılık ilişkisine girer daha sonra teknik gelişmeler ile kıskançlık, kibir gibi duygular çıkmaya başlar ki bu eşitsizliğin ilk kaynağını oluşturur. Sonrasında özel mülkiyet ve ekonomik eşitsizlik kavramları nedeniyle aralarında bir rekabet başlar. En sonunda zengin ile fakir ayrımına dayanan sınıf bölünmeleri ile sürekli bir savaş durumu meydana gelir. 1. doğa durumunda insanlar haklarını kullanırken özgürdürler ancak 2. doğa durumunda bağlılık ilişkisi ile birlikte yükümlülük altına girerler ve özgürlüklerini kaybederler.

  • HOBBES, LOCKE VE ROUSSEAU’NUN DOĞAL YASA KAVRAMINA BAKIŞ AÇISI

Doğal yasa; Hobbes’a göre “akılla bulunan ve insanın kendi hayatı için zararlı veya hayatını koruma yollarını azaltıcı olan şeyleri yapmasını yasaklayan veya insanın hayatını en iyi şekilde koruyabileceğini düşündüğü bir ilke ya da genel kuraldır”(Ağaoğulları, 2019, s.439). Doğal yasanın doğal haktan farklı olarak insan üzerinde bir yükümlülük getirir. İnsanların bu temel yasayı oluştururken aklı esas alması büyük önem taşır. Hobbes’a göre insanları doğal yasa yapmaya iten temel neden ölüm korkusudur. İnsanda rekabet ortamının oluşturduğu güvensizlik sonucu oluşan ölüm korkusu onda aklı kullanarak barış yoluna gidilmesi için bir yasa oluşturması gerektiğini anlamasını sağlamıştır. Ama bu yasada artık doğal haklarından vazgeçmek zorundadır. Herkesin bu haklarından vazgeçmesi önemlidir. Çünkü herkes vazgeçmezse vazgeçen insanlar diğerleri için adeta bir av olmaktadırlar. Burada doğal yasanın bir diğer önemi ise halen bir dış otoriteden bağımsız insanların kendi aklı ile oluşturdukları yasalar olmalarıdır. Locke doğa yasasını insanın doğa durumunda barışçıl bir yaşam sürmesinin temel koşulu olarak görür. Doğal yasa normatif olduğu için evrenseldir ve herkesi bağlar. Locke doğal yasayı akıl ile eş olarak görmektedir. İnsan, aklının ve doğanın kendisine verdiği yetileri uygun kullanırsa, doğa yasasının bilgisini elde edebilir (Kılıç, 2015, s.106). Bu yüzden doğal yasa “bütün insanlığa, eşit ve özgür olduklarından, kimsenin başkasının yaşamına, sağlığına, özgürlüğüne ve mallarına zarar vermemesi gerektiğinin öğretir” (Ağaoğulları,2019,s.485). Bu yüzden insanlar doğa yasasının hükümlerinin ihlali sonucu ellerinde serbestçe cezalandırma yetkisini bulundurmaktadır. İnsanın doğası gereği hakkaniyeti önleyen bu cezalandırma sistemi de savaş durumuna neden olacaktır. İnsanlar bu yüzden barışçıl bir ortamı sağlama amacıyla mülkiyet haklarına dokunulmaksızın bir sözleşme yaparak devlete, siyasal topluma geçme ihtiyacı duyacaklardır. . Rousseau bunun da ancak şu şekilde olabileceğini söyler: “İnsanlar yeni güçler yaratamayacakları, ama yalnızca var olan güçlerini birleştirip yönetebilecekleri için, kendilerini muhafaza etmek üzere, direnişe baskın çıkabilecek bir güçler toplamını toplaşma aracılığıyla oluşturmaktan, bu güçleri tek bir dürtü ile devreye sokmaktan ve onları somut biçimde eyleme geçirmekten başkaca imkana sahip değillerdir” (Rousseau,2018,s.25). Rousseau’da açık bir doğa yasası tanımlaması görmesek de toplumsal köle haline gelen insanın yalancı sözleşmesi doğa yasası içerisinde incelenebilir. Bu yalancı sözleşmede zenginler yoksulların haklarını koruyacaklarını, adalet ve özgürlüğü sağlama vaatleriyle insanlar üzerinde bir hâkimiyet kurarak aslında onları köleleştirirler. İnsanın bu köle halinden kurtulmasının tek yolu her bireyin “kendini tüm haklarıyla birlikte toplumun tümüne bağlamasıdır” (Ağaoğulları, 2019, s.581). Şeklinde yapılacak bir toplum sözleşmesidir.

  • HOBBES, LOCKE VE ROUSSEAU’NUN POZİTİF YASA KAVRAMINA BAKIŞ AÇISI

Pozitif yasa; Hobbes’a göre doğal hukuk insana kesin bir güvence sağlamaz. İnsanın bu uzlaşmasının sağlam olabilmesi için bir sözleşmenin olması gerekir. İnsanlar sözleşme kurarak kendi özgür iradeleri ile yapay olan devleti kurarlar. Ancak bu yeterli değildir aynı zamanda bir egemen güce ihtiyaç vardır. Bu egemen güç tek kişide olabilir, çoğunluğun kararı ile bir kurula da bırakılabilir Hobbes’ta bu net değildir. Hobbes oluşan bu yapıya commonwealth olarak adlandırır. Yapılan sözleşmede insanlar uzlaşma içindedirler ve doğal haklarını egemene devrederler. Artık doğal hakların devri ile insan özgürlüğünü bırakıp yükümlülük içine girmektedir. Egemen sözleşmeye taraf değildir bu da egemen ve uyruk arasında bir eşitsizlik doğurur. Hobbes’un temel amacı barışı sağlamaktır, bunu da egemene mutlak yetki vererek sağlamak ister. Bu yüzden egemen sözleşmenin uygulanmasında meşru şiddet tekelini, kılıcın zorunu elinde bulundurur. Hobbes’un oluşturduğu bu yapıda yasanın hukuk devletine dayanmadığı yasa devletine dayandığı görülmektedir. Egemenin sınırlandırılması bazı düzenlemeler (adaleti, kamunun esenliğini, güvenliği vs. sağlama) ile söz konusu olsa da egemenin sözleşmeye taraf olmaması ve mutlak gücü elinde bulundurması ona istediği şekilde yasa yapma yetkisini tanımaktadır. Locke ise mülkiyet hakkının korunması için insanların kendi yargılama sistemlerinin adil olmamasından kaynaklı ortak bir yargıca ihtiyaç duyulması sonucu bir sözleşmenin yapılması gerektiğini söyler. İnsanlar her şeyi yapma ve cezalandırma iktidarlarını sözleşmeye katılarak üst bir egemen erke bırakır. Hobbes’tan farklı olarak egemen de bu sözleşmeye taraf olur. Locke Sözleşmeyi ikiye ayırmış ve ilk sözleşmeye herkesin katılması öngörülmüştür. Bu sözleşmede yasa yapma faaliyeti devredilirken ikinci bir sözleşmede çoğunluk katılır ve yasa yapma faaliyeti başlar. Yasa yapıcı kamu yararını gözetmek zorundadır. Ayrıca Hobbes’tan farklı olarak sözleşmenin temel amacı doğal hak olan mülkiyet hakkını korumak olduğu için egemenin yetkileri mutlak değildir, sınırlıdır. Sözleşmenin kurallarına uymayana itaat etme yükümlülüğü ortadan kalkacaktır. Sözleşmenin pozitif yasaları onlara uymak yükümlülüğü ile insanların mülkiyet hakkını koruyarak özgürlüklerini kullanmalarını sağlayacaktır. Rousseau’ya göre devlet halktan soyut değildir. Herkesin sözleşmeye katıldığı, oy birliği ile oluşan genel idarenin kendisidir devlet. Herkes bütün haklarını sözleşmeye devreder ve sözleşme bu hakları pozitif yasaya dönüştürerek ortak iyiyi sağlama amacıyla hakların dönüşüm geçirerek bile olsa insanların bunları kullanabilmesini sağlar. Bireyi iki aşamada anlatan Rousseau genel idare olarak bireyi soyut halk olarak kabul etmekte ve birleşen insanların tek bir iradeleri olduğunu söylemekte ve bununda genel iyiyi amaçladığını söylemektedir. Somut halk ise yasayı oluşturan çoğunluğu temsil eder. Yasa yapıcı yasayı genel idareye sunarak oy birliğini sağlamayı esas alır. Bu şekilde bireyler devrettikleri hakların pozitif yasaya dönüşümü ile bunları kullanarak özgürleşirler. Roussea’ya göre egemen mutlak konumdadır ama bu mutlaklık keyfilik demek değildir. Egemen ortak iyiyi gütmek ve sözleşmenin sınırlarını aşmamak zorundadır. Bu da egemene karşı itaat etme yükümlülüğünü kaldırır. Burada bireylerin yükümlülüğü yasalara uyup ortak iyiyi amaçlamak iken özgürlüklerini de yasalar ile kullanmaktadırlar.

Referanslar

Ağaoğulları, M. A. (2019). Sokretes’ten Jakobenlere Batı’da Siyasal Düşünceler. İstanbul:İletişim.

Kılıç, Y. (2015). HOBBES, LOCKE VE ROUSSEAU’DA “DOĞA DURUMU”   DÜŞÜNCESİ. Temaşa Erciyes Üniversitesi Felsefe Bölümü Dergisi, (2), 97-117.

Rousseau,J.J. (2018). Toplum Sözleşmesi. Eskişehir:Dorlion.

TEAM, CIO. (2016, Aralık, 27). hobbes-locke-and-rousseau [dijital görsel]. https://capitalideasonline.com/wordpress/the-wisdom-of-peter-drucker-3/

İrem İğne

Ankara Üniversitesi- Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s