YÜZYILIN ANLAŞMAZLIĞI: İSRAİL-FİLİSTİN SORUNU

I. KISIM – Tarafların Birinci Dünya Savaşına Kadarki Tarihi Geçmişleri.

Özet
Bu yazı serisinde 20.yüzyılın en önemli sorunlarından biri olan İsrail-Filistin meselesi anlatılacaktır. Serinin birinci kısmını oluşturan bu makalede her iki tarafın tarihi geçmişi incelenecektir. Tarafların bölgeye ilk yerleşimi hakkında bilgi verildikten sonra Anti-Semitizm ve milliyetçiliğin Siyonizm’i ortaya çıkarışı ve Herzl ile Basel Kongresi anlatılacaktır.

Anahtar sözcükler: İsrailoğulları, Filistinliler, Siyonizm, Basel, Herzl, II. Abdülhamit,

Bölgenin Coğrafi Konumu
Filistin bölgesi; kuzey-güney ekseninde Suriye ve Mısır, doğu-batı ekseninde ise Akdeniz ve Şeria nehri arasında yer almaktadır. Bölge Celile, Samiriye, Yahudiye ve Necef Çölü olmak üzere dört kısımdan oluşur. Celile (Galilee) bölgesi, ortadaki dağlık ve yüksek kesimdir. Safed ve Nasıra şehirleri ve Tabor Dağını içerir. Samiriye (Samaria) bölgesi ise batıda Carmel dağına kadar olan ve Nablus şehrinin bulunduğu alandır. Yahudiye (Judea), Şeria nehrinin Ölü Denize döküldüğü yerden başlar ve Kudüs, Beytülahim ve Hebron (Halil-ür Rahman) şehirlerini kapsar. Necef Çölü bölgesinde ise Beersheba şehri bulunur (Duran, 2020).

Şekil 1: şuradan alındı: https://www.wikiwand.com/tr/Celile

Filistin Bölgesi üç semavi din için de kutsaldır ve Arz-ı Mev´üd / Arz-ı Mukaddes olarak da adlandırılır. Asya ve Afrika kıtaları arasında köprü olduğundan pek çok kez istila edilmiştir. Ayrıca Mısır, Mezopotamya ve Anadolu medeniyetlerinin kesişim bölgesi olmuş ve bu medeniyetler burada hakimiyet kurmak için rekabet etmişlerdir. Bölge, Fırat-Dicle kıyısındaki devletlerin Akdeniz´e çıkması için; Nil kıyısındakilerin ise kuzeyden gelebilecek tehlikelere karşı topraklarını ve ticareti güvende tutabilmesi için oldukça önem arz etmiştir (Memiş, 2011).

Filistinlilerin Bölgeye Gelişi
Yahudilere kıyasla Filistinlilerin bölgeye ilk gelişi hakkında bilgiler daha az ve çeşitlidir. Duran´a (2020) göre Filistin´in ilk yerlileri M.Ö. 20.000 dolaylarında iklim değişikliği ve kıtlık nedeniyle Arabistan yarımadasından göç etmiş olan Sami ırkından kimselerdir. M.Ö. 5000´lerden sonra ise Arapların atası sayılan Amalikalılar gelmişlerdir. Kenani´lerin göçü ise M.Ö 5000-3000 arasında gerçekleşmiştir. Daha sonra ise Fenikeliler ve Aramiler bölgeye gelmişlerdir.
Memiş (2011) ise Filistinli ismine ilk kez Firavun III. Ramses (M.Ö. 1198-1167) dönemine ait bir kitabede rastlandığını belirtmektedir. Bu kitabede Ege Göçleri´ne karşı verilen mücadeleden bahsedilmekte ve göçe katılan kabileler arasında Pelestler de zikredilmektedir. III. Ramses ile olan mücadeleyi kaybeden Egeli kavimlerinden bazıları geri dönmeyip firavuna itaat etmiş ve sınır bölgelerine yerleştirilmiştir. Daha sonra devlet zayıfladığında ise bağımsız olmuşlardır. İşte bu kavimlerden Pelestler Filistin bölgesindeki Gaza, Askalon ve Aşdot gibi liman şehirlerine yerleşmişlerdir. Tevrat´a göre Pelestler Girit adasından gelmekteydi ve oraya da Yunanistan´dan adayı istila eden Akalar ile birlikte gelmişlerdi. Yani bu durumda Filistinlerin atası olan Pelestler esasında Hint-Avrupa kökenli olup bölgeye yerleştikten sonra diğer Sami kavimleriyle kaynaşıp Araplaşmışlardır. Yahudilerin bölgeye gelişi ise daha sonradır. Kıyı kesimler askerî açıdan daha güçlü olan Pelestlerin hakimiyetinde olduğundan İsrailoğulları iç kesime yerleşmek zorunda kalmıştır. Memiş´e göre eğer İsrailoğulları bölgeye Pelestlerden (Filistinliler) önce gelmiş olsalardı iç kesimlerden ziyade daha verimli olan kıyı kesimlere yerleşmiş olurlardı.

Yahudilerin Bölgeye Gelişi ve Diasporanın Oluşumu
Yahudilerin soyu Kuzey Sami kavimlerinden İbranilere dayanır ve ataları Hz. İbrahim´dir. Kızıloğlu (2012), Yahudilerin en eski vatanlarının Mezopotamya olduğunu belirtir. Daha sonra Hz. İbrahim döneminde Allah´ın (Yehova) emriyle “vaat edilmiş toprak” olan Kenan´a yerleşmişlerdir. Yahudilere göre Nil´den Fırat´a kadar olan topraklar kendilerine vaat edilmiştir. Hz. Yusuf döneminde ise İsrailoğulları Mısır´a göçmüştür. Fakat daha sonra burada firavunun baskısına maruz kalmışlardır. Bu kölelikten Hz. Musa döneminden Mısır´dan çıkarak kurtulmuşlar ve Hz. Yuşa döneminde Filistin´e gelmişlerdir. M.Ö. 1200-1030 arasındaki döneme Hakimler dönemi denilmiştir. Bu dönemde İsrailoğulları arasında çeşitli anlaşmazlıklar baş göstermiş ve düşmanlarına karşı bir araya gelmek için aralarından bir kişiyi hakem olarak seçip bu kişice yönetilmişlerdir. M.Ö. 1020´de Saul ilk kralları olmuş, daha sonra onu Hz. Davud ve Süleyman izlemiştir. Hz. Davud döneminde Kudüs başkent yapılmış, Hz. Süleyman ise Tapınağı inşa ettirmiştir (Birinci Tapınak Dönemi). Hz. Süleyman´ın ölümünden sonra tekrar iç anlaşmazlıklar ortaya çıkmış ve kuzeyde Samaria´nın başkent olduğu on kabileden oluşan İsrail Krallığı ile güneyde Kudüs´ü de içeren iki kabilenin oluşturduğu Yahuda Krallığı olarak ikiye bölünmüşlerdir. İsrail Krallığı MÖ 722´de Asur egemenliğine girerek yıkılmıştır. Yahuda Krallığı ise MÖ 587´de Babilliler tarafından istila edilmiş, Yahudiler Babil´e sürgün edilip Tapınak yıkılmıştır. Yaklaşık 70 yıllık esaretten sonra MÖ 538´de Pers hükümdarı Cyros (Keyhüsrev) Babil devletini yıkmış ve Yahudilere geri dönmeleri için izin vermiştir. MÖ 515´te yıkılan tapınağın yerine yenisi inşa edilmiştir. MÖ 535-332 arasında Pers egemenliğinde olan bölge MÖ 332´de Büyük İskender tarafından ele geçirilmiştir. Bu Helenistik dönemde Yahudiler Yunanlaştırılmaya çalışılmıştır. Yine bu dönemde putperest Yunanlara karşı Makabi İsyanı ortaya çıkmıştır. Yunan egemenliğini daha sonra Roma egemenliği (MÖ 64- MS 324) izlemiş ve Hristiyanlığın ortaya çıkmasıyla dini baskılar ve çatışmalar gözlemlenmiştir. MS 66-73 arasındaki isyanlar sonucunda İkinci Tapınak da yıkılmıştır ve Yahudiler göçe zorlanmıştır. Kızıloğlu (2012), MS 70´te tapınağın ikinci kez yıkılışı ile 1948´de İsrail´in kuruluşu arasındaki dönemin Yahudilerce “Yabancıların Hakimiyeti Dönemi” olarak adlandırıldığını belirtir. Bu dönem aynı zamanda Yahudilerin dünyanın farklı bölgelerine göç ettiği diaspora dönemidir. Siyasal birlikleri ve toprak bütünlüklerinin olmadığı bu dönemde Yahudileri bir arada tutan dinleri ve kültürleri olmuştur. Diaspora döneminde Anti-Semitizme maruz kalan Yahudiler asimilasyona karşı çıkmışlardır. Hristiyanların Yahudi düşmanlıklarının nedeni Yahudilerin Hz. İsa´nın ölümünde rol oynadıklarına inanmaları ve bu yüzden ceza olarak dünya geneline dağıldıkları görüşüdür.
İslamiyet’in ortaya çıkışından sonra ise Medine´deki Yahudiler ile Müslümanlar arasında Medine Sözleşmesi imzalanmış ve dini özgürlük tanınmıştır. Ancak anlaşmanın ihlal edilmesi nedeniyle Yahudiler Medine´den çıkarılmıştır. Filistin bölgesi ise Hz. Ömer döneminde Müslümanların kontrolü altına girmiştir. 1099´da Birinci Haçlı Seferi sonucunda Kudüs´te Latin Krallığı kurulsa da 1187´de Selahaddin-i Eyyubi tarafından tekrar geri alınmıştır. Bölge daha sonra Memlüklüler ve Osmanlıların egemenliğine girmiş ve Birinci Dünya Savaşına kadar Osmanlı´ya bağlı olmuştur.

Anti-Semitizm ve Siyonizm’in Doğuşu
İnsansız topraklar, topraksız insanlar içindir.
Hristiyanların Yahudi düşmanlığının başlangıçtaki nedeni dini ise de moderniteyle birlikte ulus-devletlerin ortaya çıkışından sonra ırki bir soruna dönüşmüştür. Homojen bir milletten oluşan ulus devletlerde Yahudilerin konumu tartışma konusu olmuştur. Avrupalı devletler uluslaşma yolunda homojen bir nüfus oluştururken Yahudileri yabancı olarak görüp dışlamışlardır. Bu dönemde Yahudilerin bir millet olup olmadığı tartışmaları yapılmıştır. Milliyetçiler ve Anti-Semitistler Yahudileri toplum düzenine ve çıkarlarına aykırı hareket eden bir topluluk olarak görüp düşmanlık besliyorlardı. Anti-Semitizmin sonucu olarak Yahudiler tarih boyunca çeşitli dönemlerde kıyıma uğramışlardır. Bunlara örnek olarak İspanya ve Rusya verilebilir. Nitekim buralardan kaçan Yahudilerin bir kısmı Osmanlı topraklarına yerleşmişlerdir. Anti-Semitizm ve milliyetçilik, Yahudiler arasında milli bir bilincin oluşmasına zemin hazırlamış ve Siyonizm’i doğurmuştur. Siyon sözcüğü Kudüs ile özdeştir. Nitekim Siyonizm’de vaat edilmiş topraklara dönme arzusu vardır. Macar Yahudi Theodor Herzl, politik Siyonizm’in babası kabul edilmektedir. Avrupa´daki anti-semitizmden etkilenen (özellikle Dreyfus olayından sonra) Herzl, Yahudilerin hiçbir zaman hoşgörüyle karşılanmayacağını ve daima gizli veya açık anti-Semitizme maruz kalacaklarını düşünmüştür. Bunun çözümünü ise Yahudilerin kendilerine ait bir devlete sahip olmasında görmüştür ve 1896´da Der Judenstaat (Yahudi Devleti) adlı kitabında fikirlerini dile getirmiştir (Kızıloğlu, 2012). Esasında Herzl ilk Siyonist değildir, ondan önce de Moses Hess, Leo Pinsker, Lovers of Zion gibi benzer görüşler dile getiren olmuştur ama Herzl ´in önemi Basel´de ilk Siyonist kongreyi toplayarak Dünya Siyonist Teşkilatının temelini atarak örgütsel yapıya dönüştürmesi ve konuyu uluslararası siyasal bir mesele haline getirtmesidir (Demircan). 27 Ağustos 1897´de İsviçre´nin Basel kentinde toplanan Birinci Siyonist Kongre´de iki yüzden fazla delege bulunmuştur. Siyonist hareketin amaç ve araçlarının belirlendiği Kongrede Herzl Siyonist Teşkilatın başkanı seçilmiştir (Kızıloğlu, 2012). Kongrede belirlenen hedefler şöyledir:
“Siyonizm Yahudi milletine Filistin’de amme hakları ile teminat altına alınmış bir yurt ihdasına gayret etmektedir. Kongre bu gayeye ulaşmak için şu çareleri düşünmektedir: 1- Yahudi ziraat ve sanayi işçileri ile Filistin’in iskan edilmesine devamlı bir şekilde girişilmesi, 2- Bütün Yahudilik alemini münasip mahalli ve milletler arası kurumlar vasıtası ile her memleketin kanunlarına uygun bir şekilde teşkilatlandırmak ve birbirine bağlamak, 3- Yahudi milli duygu ve şuurunu takviye ve teşkil etmek, 4- Lüzumlu yerlerde Siyonizm gayelerine erişilmek maksadıyla hükümetlerin rızalarının istihsaline doğru hazırlık tedbirleri almak.” (Duran, 2020, s. 144)
Kongreden sonra Herzl anı defterine aşağıdaki görüşlerini kaydetmiştir:
“Ben Basel’de bir Yahudi devleti tesis ettim. Ben bunu bugün yüksek sesle söylesem bütün dünyadan bir kahkaha tufanı yükselir. Fakat bundan beş sene sonra belki elli sene sonra ise muhakkak herkes bunun böyle olduğunu anlayacaktır.” (Kızıloğlu, 2012, s. 47)
Herzl, Yahudilerin bir devlet kurabilecek kapasitede olduğunu şu sözlerle açıklamaktadır:
Biz bir devlet, hem de örnek bir devlet kuracak kadar güçlüyüz. Bu amaç için gerekli beşerî ve maddi malzemeye sahibiz … Bir ülkenin tüm haklı ihtiyaçlarını tatmin edecek büyüklükte dünya üzerinde bir yerde bize egemenlik verin, gerisini kendimiz tamamlarız.” (Kızıloğlu, 2012, s. 47)
Buna ulaşmak için devletlerin desteğini almaya çalışmış, bu doğrultuda Osmanlı padişahı II. Abdülhamit ile de görüşmelerde bulunmuştur. II. Abdülhamit´e Yahudi yurdunun sınırlarını “Kuzeyde Kapadokya Dağlarından, güneyde Süveyş Kanalına kadar olan alanı kapsamalıdır, Davud ve Süleyman’ın Filistin’i olmalıdır” şeklinde belirtmiştir (Kızıloğlu, 2012, s. 47). Bu topraklar karşılığında ise Osmanlı maliyesini düzeltebilecek kadar yüksek miktarda para teklif etmiştir. Fakat II. Abdülhamit bunu kabul etmeyip şu cevabı yollamıştır:
“…Türk İmparatorluğu bana ait değildir. Türk milletine aittir. Ben onun hiçbir parçasını veremem. Bırakalım Yahudiler milyonlarını saklasınlar. Benim imparatorluğum parçalandığı zaman, onlar Filistin’i hiç karşılıksız ele geçirebilirler. Fakat bizim yalnız cesetlerimiz taksim edilebilir. Ben canlı bir vücut üzerinde ameliyat yapılmasına müsaade edemem.” (Öke, 2002)
Osmanlı devleti ayrıca Yahudilerin Filistin bölgesine göçünü ve toprak alımını engelleyen kanunlar düzenlemiştir. Osmanlı´dan umduğunu bulamayan Herzl “Siyonizm’in amacına ulaşması için Osmanlının dağılmasını beklemeliyiz” demiştir (Arı, 2005). Daha sonra aradıkları desteği İngiltere´de bulmuşlardır.

Kaynakça

[Map] (n.d.). Retrieved from https://www.wikiwand.com/tr/Celile

Arı, T. (2005). Geçmişten Günümüze Ortadoğu, Siyaset Savaş ve Diplomasi. İstanbul: Alfa Yayınları.


Demircan, N. (n.d.). Yahudi Devletinin İnşası ve Arap-İsrail Çatışmasının Başlangıcı. Uluslararası Çalışmalar Dergisi (Ulisa), 4(2), 215-226.

Duran, M. A. (2020). Politik Siyonizm Ekseninde Yahudi Devleti Fikri. Akademik Tarih ve Araştırmalar Dergisi (ATAD), 2(1), 135-158.

Kızıloğlu, S. (2012). İsrail Devleti´nin Kuruluşuna Kadar Geçen Süreçte Yahudiler ve Siyonizm´in Gelişimi. Kırıkkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 2(1), 35-64.

Memiş, E. (2011). Eskiçağda Filistin ve Filistinliler. Fırat Üniversitesi Orta Doğu Araştırmaları Dergisi, 7(2), 1-11.

Öke, M. K. (2002). Siyonizm´den Uygarlık Çatışmasına Filistin Sorunu. İstanbul : Ufuk Kitapları.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s