ANAYASA MAHKEMESİNİN KAPATILMASI TARTIŞMALARI: ANAYASALAR VE ANAYASA MAHKEMELERİ NEDEN VAR?

Özet

Bu makalede öncelikle anayasa, anayasal devlet, anayasacılık ve anayasa mahkemesi kavramlarının tanımına ve tarihi gelişimine yer verilmiş, daha sonra ise bu kavramlar etrafında dönen tartışmalar kısaca ele alınmıştır. Makalenin gelişme bölümünde Türkiye’de son dönemde Anayasa Mahkemesi’ne karşı getirilen eleştiriler üzerinde durulmuştur. Son olarak ise anayasaların ve anayasa mahkemelerinin önemine değinilmiş, Anayasa Mahkemesi’nin kaldırılması halinde ortaya çıkabilecek problemlerden bahsedilmiştir.

Anahtar Kelimeler: Anayasa, anayasal devlet, anayasacılık, anayasa mahkemesi, sınırlı devlet

Abstract: In this article primarily includes the definition and historical development of the concepts of constitution, constitutional state, constitutionalism and constitutional court. Later, the discussions revolving around these concepts are briefly discussed. In the development section of the article, the issue of why constitutional courts are criticized is discussed. Finally, the article touches on the importance of constitutions and constitutional courts, and lists the problems that may arise in the absence of a constitutional court.

Keywords: Constitution, constitutional state, constitutionalism, constitutional court, limited state

Giriş

Yeni bir devletin kurulması, neredeyse her zaman bir anayasanın kabulü ile gerçekleşir. Modern devletlerin ancak modern anlamda bir anayasaya sahip olduklarında var olacakları, çünkü bu olmadan, belirli bir coğrafi bölge üzerinde resmi yönetim ve yargılama yetkisinden yoksun olacağı öne sürülür. (Heywood, 2015)

a. Dar ve geniş anlamda anayasa kavramı

Bir devletin kurulması için olmazsa olmaz olarak görülen anayasa (constitution) kavramı en dar anlamıyla kuralları çoğunlukla devletin temel organlarının kuruluşunu ve işleyişini ve keza devlet karşısında vatandaşların hak ve hürriyetlerini düzenleyen belgelerdir. (Gözler, 2018)

Anayasa kavramı Türkçede, İngilizcedeki “constitution” kelimesinin karşılığı olarak kullanılmaktadır. Constitution kavramı; inşa etmek, yapmak, teşkil etmek gibi anlamlara gelen “to constitute”dan türetilmiş olup, inşa edilmiş, yapılmış, kurulmuş, teşkil edilmiş şey anlamlarına gelir. 

Geniş anlamda ise anayasa,  bir sınırlı devlet aracı olup; bireylerin sivil alanlarını, devletin kamu alanına karşı koruma amacı taşıyan, devletin bireylerin hak ve özgürlüklerine tecavüz etmesini önlemeyi hedefleyen ve aynı zamanda devletin görev ve yetkilerinin sınırlarını çizen yazılı ya da yazısız bir kurallar dizisidir. 

Sınırlı devlet kavramı ise (limited state) kavramın fikri öncülerinden İngiliz filozof John Locke’un ifadesi ile devletin, bireyin inandığı gibi yaşamasına müdahale edememesi, müdahale edilmesine de müsamaha göstermemesi olarak özetlenebilir. (Locke, 2015)

i) Anayasaların tarihsel gelişimi

Devletin işleyişi için kılavuzluk görevi gören kuralların varlığı fikrinin kökleri antik döneme kadar gitmektedir. Mısır firavunları Ma’at’ın yani ‘adalet’in otoritesini kabul etmiş, Çin imparatorları Ti’en’e yani ‘tanrı’ya boyun eğmiş, Yahudi kralları Musa Kanunu’na saygı göstermiş ve İslam halifeleri de Şeriat hukukunu uygulamışlardır. (Heywood, 2015)

Antik çağlarda devletin işleyişine kılavuzluk eden “anayasalar”ın, modern anlamı ile birer anayasa olmadığı açıktır. Zira bunlar, anayasa kavramının alt yapısını oluşturan devletin işleyiş biçimini düzenleme ve bireylerin devlete karşı hak ve özgürlüklerini güvence altına alma noktasında yetersiz kalmıştır. 

İlk anayasa örneği olarak kimi siyaset bilimi ve hukuk kitapları 1215 tarihli Magna Carta’yı işaret ediyor olsa da bu anlaşma da modern anlamda bir anayasanın karşılaması gereken yeterlilikleri karşılayamamaktadır. 

Anayasa kavramını da anayasacılık faaliyetlerini de nispeten yeni bir gelişme olarak ele almak en sağlıklısı olacaktır. Bu bağlamda, 1787 tarihli ABD anayasası 1789 tarihli Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Beyannamesi modern anlamda ilk anayasa örnekleri olarak kabul edilmektedir. Bu iki anayasa, daha sonraki anayasa yapıcılarına biçim ve öz yönünden takip edecekleri bir model sunmakla kalmamış, anayasaların niçin ve nasıl var olacakları konusunda da adeta bir deniz feneri işlevi görmüştür. (Heywood, 2015)

Üretim araçlarının özel mülkiyetine ve bunların kar amacıyla işletildiği bir serbest piyasa düzeni düşüncesiyle ortaya çıkan kapitalizmin bir fikir demeti olarak ortaya çıkması ile anayasacılık faaliyetlerinin aynı dönemlerde yükselişe geçmesi bir tesadüf değildir. 

Toplumsal hayattaki fikir ve fikir dünyasındaki gelişmeler anayasacılığın dallanıp budaklanmasına zemin hazırlamıştır. 17. yüzyılın sonları, 18. yüzyılın başlarında fikri dünyada komünite fikrinden birey fikrine doğru gerçekleşen yöneliş ve feodalizmin çözülüyor olması ile birlikte, doğuştan gelen siyaset kurumu tarafından bahşedilmemiş ve dolayısıyla da siyaset kurumu tarafından ortadan kaldırılamayacak (doğal) haklara sahip insan fikri yükselişe geçti. (Yayla, 2018)

Negatif özgürlüklerin bir demeti olarak tanımlanabilecek olan liberalizmin ve liberalizmin ekonomik ayağı olan kapitalizmin en temel amacı serbest ticaret ve bireylerin özgürlüğü için devletlerin sınırlanması gerektiği fikri etrafında şekillendi. Bu düşünceye göre; bireylerin özgürlük alanları (sivil alan) ile devletlerin otorite alanları (kamu alanı) birbiri ile bir yer kapmaca içerisindeydi. Sivil alan genişledikçe devletin alanı azalmakta, devletin hakimiyet alanı arttıkça bireysel özgürlüklerin alanı azalmaktaydı.

Anayasa teorisi tam olarak bu noktada, devletler karşısında çok güçsüz durumda bulunan bireylerin hak ve özgürlüklerinin güvence altına alınması amacı ile ortaya çıktı. 

İngiliz filozof ve doktor John Locke’un yanı sıra Fransız düşünür, hukukçu ve aristokrat Montesquieu da kuvvetler ayrılığı denen teoriyi daha ileriye götürerek bugün bulunduğu noktaya yakın bir konuma taşıdı.

Amerikan ve Fransız anayasalarının yapılmasının ardından 18. yüzyılın ikinci yarısından itibaren anayasacılık faaliyetleri adeta patladı. ABD ve Fransa’nın anayasalarını birçok Avrupa devletinin yaptığı anayasalar takip etti.  Günümüzde neredeyse her ülkenin yazılı/yazısız şekilde bir anayasası bulunmaktadır. 

b. Anayasalı devlet / Anayasal devlet 

Günümüz dünyasında neredeyse her devletin bir anayasasının olmasına karşın, her devletin “anayasacılık” felsefesine uygun yönetildiği söylenemez. Anayasalar elbette önemlidir, lakin anayasaların varlığı kadar bizzat içerikleri de mühimdir. Bir ülkenin kağıt üzerinde bir anayasasının olması, o ülkenin anayasal bir devlet olduğu anlamına gelmez. Bu da bizi, anayasalı devlet / anayasal devlet ayrımına getirir.

Anayasalı devlet; kağıt üzerinde bir anayasanın var olduğu, bu anayasanın genellikle insan hakları, bireysel özgürlükler gibi temel değerleri kapsamadığı, kapsasa dahi hayata geçirilemediği sistemleri tanımlamak için kullanılır.

Anayasal devlet ise, anayasacılık felsefesine uygun bir şekilde devletin sınırlarını çizmek (ve daraltmak), kuvvetler ayrılığını tesis etmek, bireysel hak ve özgürlükleri ise güvence altına almak amacıyla hazırlanmış bir anayasanın kusursuza yakın şekilde uygulandığı sistemleri betimlemek için kullanılır.

Bir ülkenin anayasasının varlığı, tek başına o ülkede devletin sınırlarının çizildiği ve bireylerin hak ve özgürlüklerinin garanti altına alındığı anlamına gelmez. 

c. Anayasa mahkemeleri

Dar anlamıyla anayasa, hukukta normlar hiyerarşisinin en üstünde yer alan normdur. Anayasa ile kanunlar arasında bir altlık-üstlük ilişkisi vardır. Bu nedenle, kanunların anayasalara uygun olması, aykırı olmaması gerekir. 

Tarihsel süreç içerisinde, kanunların anayasaya uygun olup olmadığını inceleyecek, anayasaya aykırı olmaları halinde onları iptal edecek bir organa ihtiyaç duyulmuştur. Bu ihtiyacı karşılamak üzere kurulan organa “Anayasa Mahkemesi” (Constitutional Court) adı verilmiştir. Bu mahkemenin yaptığı işe de “anayasa yargısı” (Constitutional jurisdiction) denir. (Gözler, 2018)

Anayasa yargısı, uygunluk denetimini yapan makama göre ikiye ayrılarak incelenir: Amerikan modeli anayasa yargısı ve Avrupa modeli anayasa yargısı. 

i) Amerika modeli anayasa yargısı

Amerikan modeli anayasa yargı sistemi veya genel mahkeme sistemi olarak adlandırılan sistem en temelde; çıkarılan kanunların anayasaya uygun olup olmadığının, hukuk açısından normal mahkemeler tarafından denetlenmesidir. 

Amerika Birleşik Devletleri’nde bu denetimin tarihi oldukça eskiye gider. ABD’deki Federal Yüksek Mahkeme ilk kez 1803 senesinde Marbury-Madison davasında kanunların anayasaya uygunluğunun denetlenebileceğine ve anayasaya aykırı bulunan kanunların uygulanamayacağına hükmetmiştir. 

Yani bu modelde; bir normu somut olayda uygulayacak olan mahkeme, bu norm ile hiyerarşik olarak üst derecedeki başka bir normun çatıştığı kanısına varması halinde, 

bu çatışmayı “Lex posterior derogat legi inferiori.” (“Üst kanun alt kanunları ilga eder.”) ilkesine göre çözümler. Üst norma aykırı olan alt norm uygulanmaz. (Yılmaz, 1996)

Amerika modeli anayasa yargısı; Amerika Birleşik Devletleri dışında ayrıca Avustralya, Arjantin, Hindistan, Kanada, Japonya, Norveç, Danimarka ve İsveç gibi ülkelerde uygulanmaktadır.

ii)Avrupa modeli anayasa yargısı 

Avrupa modeli anayasa yargısı; merkezi tipte anayasa yargısı veya özel mahkeme sistemi olarak da adlandırılır. Bu modelde; kanunların anayasaya uygunluğu, bu işle görevlendirilen özel mahkemeler tarafından denetlenir. 

Avrupa modeli anayasa yargısı, kanunla anayasa arasındaki çatışmayı genel mahkemelerin lex posterior esasına göre çözmeyi başaramadıkları ülkelerde ortaya çıkmıştır. Bu sistemde genel mahkemeler, anayasaya aykırı olduğunu tespit ettikleri bir normu ihmal edip doğrudan doğruya anayasa hükmü uygulayamazlar. Böyle bir durumda anayasa mahkemesine başvurulur. Bu çatışmayı çözmeye yetkili tek makam, bu işle görevlendirilmiş özel mahkemedir. (Kaboğlu, 2007)

Bu modelin fikir babası Avusturyalı-Amerikalı hukukçu Hans Kelsen olup,  modelin ilk örneği ise 1920 Avusturya Anayasası ile kurulan Avusturya Anayasa Mahkemesidir. 

II. Dünya Savaşı’nın sona ermesinin ardından İtalyan ve Alman anayasaları ile merkezi tipte birer anayasa mahkemesi kurulmuştur. 1958 Fransız Anayasası, bir anayasa konseyi kurmuştur. 1961’de gerçekleşen askeri darbenin ardından kabul edilen anayasa ile birlikte Türkiye’de Anayasa Mahkemesi kurulmuştur. 

Türkiye’den sonra anayasa mahkemeleri sırasıyla; 1976 yılında Portekiz’de ve 1978 yılında İspanya’da kurulmuştur. Doğu Avrupa ülkelerinin çoğunda da sosyalist rejimin yıkılması sonucunda anayasa mahkemeleri ortaya çıkmıştır. 

iii) Türkiye’de Anayasa Mahkemesi’nin tarihsel gelişimi

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi, 9 Temmuz 1961 tarihinde gerçekleştirilen halk oylamasında kabul edilen 61 Anayasasının  22.4.1962 tarih ve 44 sayılı “Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun” 25.4.1962 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanmasıyla, yasanın yürürlük tarihini düzenleyen 59. maddesinde belirtilen, “Bu Kanun 25 Nisan 1962 tarihinde yürürlüğe girer” ifadesine göre, 25 Nisan 1962 tarihinde kuruldu.

Anayasa Mahkemesi, kuruluş esnasında “hukuk devleti” ve “yargı bağımsızlığı” ilkeleri ile güvence altına alınmış olsa da, 1980’de gerçekleşen askeri darbenin ardından hazırlanan ve halk oylaması ile kabul edilen 1982 Anayasası’nda yetki ve sorumlulukları daraltılmasına rağmen varlığı korundu. 

12 Eylül 2010’da gerçekleştirilen Anayasa değişikliği referandumu ile mahkemenin üye sayısı artırılırken, vatandaşlara bireysel başvuru yapma hakkı getirildi. 

iv) Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi’nin görev ve sorumlulukları

Anayasa Mahkemesi’nin temel görev ve yetkisi, bazı normların (kanun, kanun hükmünde kararname, TBMM içtüzüğü) anayasaya şekil ve esas bakımından uygun olup olmadığını denetlemektir. 

Anayasa Mahkemesi, milletlerarası antlaşmaların, olağanüstü hal ve sıkıyönetim kanun hükmünde kararnamelerinin, İnkılap Kanunlarının ve parlamento kararlarının (TBMM içtüzüğü, yasama dokunulmazlığının kaldırılması ve milletvekilliğinin düşmesi kararları hariç) anayasaya uygunluğunu denetleyemez. (Gözler, Hukukun Temel Kavramları, s:76, 2018)

Anayasa Mahkemesi’nin üç farklı denetim yolu bulunmaktadır:

  1. Soyut norm denetimi (iptal davası)

Soyut norm denetimi (abstract review of norms), anayasada belirtilen bazı organların bir kanun aleyhinde doğrudan doğruya Anayasa Mahkemesi’ne iptal davası açmaları ile gerçekleştirilen denetimdir. 

İptal davası açma yetkisi cumhurbaşkanına, iktidar ve ana muhalefet partisi meclis gruplarına ve TBMM üye tam sayısının en az beşte biri tutarındaki üyelere (120 milletvekiline) aittir. Burada ismi geçen kişi ya da kişi gruplarının anayasaya aykırı olduğunu iddia ettikleri kanunlarla ilgili, Resmi Gazete’de yayınlandıktan sonra başlayacak şekilde 60 gün içerisinde iptal davası açmaları gerekmektedir.

2. Somut norm denetimi (itiraz yolu)

Somut norm denetimi (concrete review of norms), bir mahkemede görülmekte olan bir davanın karara bağlanmasının o davada kullanılacak hukuk normunun anayasaya uygun olup olmamasına bağlı olması halinde yapılan denetimdir. 

Davaya bakmakta olan bir mahkeme, o davada uygulanacak olan kanunun anayasaya aykırı olduğuna kanaat getirirse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü anayasaya aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa dosyayı Anayasa Mahkemesi’ne gönderir ve AYM’nin bu konuda vereceği kararı açıklamasına kadar davayı geri bırakır.

3. Bireysel başvuru yolu

Bireysel başvuru yolu, temel hak ve hürriyetleri ihlal edilen kişilerin diğer tüm iç hukuk yollarını tükettikten sonra Anayasa Mahkemesine hak ihlali başvurusu yapabilme yoludur.

Bireysel başvuru yolu, 12 Eylül 2010’da anayasa değişikliği halkoylaması ile onaylanan 5982 sayılı kanun ile getirilmiştir. Kanunun 18. maddesinde şu ifadelere yer verilmiştir:

“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir. Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır. Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz.” 

Anayasa Mahkemesinin temel görev ve yetkisinin yanı sıra, bazı ek görev ve sorumlulukları da vardır. Bu görev ve sorumluluklar şunlardır:

  • Bireysel başvuruları karara bağlamak
  • Cumhurbaşkanı, bakanlar, yüksek mahkeme üyeleri gibi bazı kişileri Yüce Divan sıfatı ile yargılamak
  • Siyasi partilerin kapatılmasına karar vermek
  • Siyasi partilerin mali denetimini yapmak
  • Yasama dokunulmazlığının kaldırılması kararlarını denetlemek
  • Milletvekilliğinin düşmesi kararlarını denetlemek
  • Uyuşmazlık Mahkemesine başkan seçmek

v) Anayasa Mahkemesinin iç yapısı, çalışma düzeni ve kararlarının bağlayıcılığı

Anayasa Mahkemesi, iki bölüm ve Genel Kurul olarak çalışır. Siyasi partilere ilişkin davalara ya da başvurulara, iptal ve itiraz davalarına ve Yüce Divan sıfatıyla yürütülecek yargılamalara Genel Kurul tarafından bakılır. Bireysel başvurular ise bölümler tarafından karara bağlanır. 

Anayasa Mahkemesi görüşmeleri gizlidir. Üyeler çekimser oy kullanamaz; ya başvurunun reddi ya da başvurunun kabulü yönünde oy kullanabilirler. 

Anayasa Mahkemesi, iptal davası ya da itiraz yoluyla gelen başvuruyu inceler. Söz konusu kanunun anayasaya aykırı olduğu kanısına varırsa kanunun iptaline, kanunun anayasaya uygun olduğuna karar verirse başvurunun reddine karar verir. 

Anayasa Mahkemesi’nin kararları kesindir ve bağlayıcıdır. Anayasa Mahkemesi’nin kararlarına karşı temyiz veya itiraz yolu yoktur. (Gözler, 2018)

d. Anayasa Mahkemesi’nin kapatılması tartışmaları

Türkiye’de Anayasa Mahkemesi’nin aldığı kararlar, zaman zaman ülke gündeminde çeşitli tartışmalara sebep olmuştur. Bu kararlardan bazıları iktidarda bulunan yöneticiler tarafından, bazıları ise muhalefette bulunan siyasiler tarafından eleştiri oklarının hedefi olmuştur. 

i) AYM’nin tartışmalara sebep olan kararlarından örnekler 

Yakın geçmişte Anayasa Mahkemesi’nin aldığı ve tartışmalara konu olan kararlar arasında örnek olarak şunlar gösterilebilir:

  • 2007 Nisan’ında Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı seçilmesinin “367” kararıyla engellenmesi, 
  • 2008’de açılan Adalet ve Kalkınma Partisi kapatma davasının, “hazine kesintisi” ile sonuçlanması, 
  • Üniversitelerde başörtüsü serbestisi getiren yasa değişikliğinin iptali 
  • Mehmet Altan ve Şahin Alpay’ın bireysel başvurusuna hak ihlali kararı verilmesi,
  • 2014 Gezi olayları ve 17/25 Aralık operasyonlarının ardından o dönem Ulaştırma Bakanlığı’na bağlı olan Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı tarafından Twitter’a ulaşımı engellemesinin “ifade özgürlüğü ihlali” anlamına geldiğine hükmedilmesi,
  •  2016’da MİT tırlarına ilişkin haberleri sebebiyle “casusluk” iddiasıyla tutuklanan dönemin Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar ile gazetenin Ankara Temsilcisi Erdem Gül hakkında verdiği “hak ihlali” kararı 
  • 2016’da bin 128 akademisyenin, “Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki sokağa çıkma yasakları ve operasyonlar”ı eleştirdiği “Barış için akademisyenler bildirisi”nin ardından işinden olan akademisyenlerin, yaptığı bireysel başvurular için verilen hak ihlali kararı
  • 676 sayılı OHAL KHK’sı ile getirilen “güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması” düzenlemesinin CHP tarafından AYM’ye götürülmesinin ardından verilen “özel hayatın gizliliğine” aykırılık gerekçesiyle iptal kararı
  • Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) kapatılmasına ilişkin dava açılması talebiyle Yargıtay tarafından hazırlanan iddianamenin eksik bulunarak geri iade edilmesi kararı

ii) Anayasa Mahkemesinin kapatılmasına yönelik açıklamalar

Yukarıda birkaç örneği verilen Anayasa Mahkemesi kararlarına ilişkin Türkiye’yi yöneten siyasetçiler son dönemde tepkilerini alınan kararlardan çok, kararları alan mahkemeye yöneltmiş durumdadır. 

İktidardaki Cumhur İttifakı’nın ortağı Milliyetçi Hareket Partisi’nin Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 31 Mart 2021 tarihinde yaptığı açıklamada sarf ettiği “HDP’nin kapatılması kadar Anayasa Mahkemesi’nin de kapanması artık ertelenemez bir hedef olmalıdır” ifadeleri, Türkiye’de hukukun üstünlüğü, yargının bağımsızlığı ve Anayasa Mahkemesi’nin varlığı/işlevi gibi konuları yeniden tartışmaya açmıştır. (https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-56586199)

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Anayasa Mahkemesi’nin kapatılmasına ilişkin talebini daha önce de dillendirmiş, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise bu konuya ilişkin olarak yaptığı açıklamada, “Bu da yine parlamento çalışmasıdır. Parlamento bu konuda Anayasa Mahkemesi ile ilgili yeni bir yapılanma yaparsa, yeni bir adım atarsa seve seve ben de buna katılırım” ifadelerini kullanmıştı.

(https://www.birgun.net/haber/erdogan-dan-bahceli-nin-aym-nin-kapatilmasi-cagrisina-destek-317606)

iii) Anayasa Mahkemesi nasıl kapatılabilir?

Anayasa Mahkemesi’nin “kapatılması” ya da “yetkilerinin sınırlandırılması” için teknik olarak öncelikle Anayasa’nın 152-156. maddelerinde değişiklik yapılması gerekmektedir. 

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 175. maddesine göre anayasanın değiştirilmesi, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az üçte biri tarafından yazıyla teklif edilebilmektedir. 

Anayasanın değiştirilmesi hakkındaki teklifler Genel Kurulda iki defa görüşülür. Değiştirme teklifinin kabulü, Meclisin üye tamsayısının beşte üç çoğunluğunun gizli oyuyla mümkündür.

2017’deki referandumda yapılan düzenlemeler ile TBMM 600 milletvekilinden oluşmaktadır.  Şu anki mevcut durumda ise (13 Nisan 2021 itibari ile), milletvekilliği düşürülen isimler düşürüldüğünde 584 aktif milletvekilinin görev yaptığı görülmektedir.

Anayasa değişikliği için, “üye tam sayısının üçte iki çoğunluk gerektiği” şartı bulunuyor sebebiyle; normal koşullarda 400 milletvekili oyu gerekirken, şu anki Meclis aritmetiğine göre 390 milletvekilinin oyu yeterli olmaktadır.

AK Parti’nin TBMM’de 289 sandalyesi var. Fakat AK Partili TBMM Başkanı Mustafa Şentop’un oy kullanma hakkı bulunmadığı için AK Parti’nin 288 oyu ve MHP’nin ise 48 oyu olduğu görülmektedir.

Bu durumda Meclis’teki mevcut tabloda Cumhur İttifakının 336 oyu, anayasa değişikliği için yeterli olmamaktadır.

Anayasanın 184. maddesi uyarınca; Cumhurbaşkanı, anayasa değişikliği tekliflerini halk oylamasına (referandum) götürebilme yetkisine sahiptir. TBMM Genel Kurulu’nda yapılacak olası bir anayasa değişikliği teklifi oylamasında, 400’ün altında ancak 360 ve üstünde “kabul oyu” verilirse Cumhurbaşkanı, TBMM’de kabul edilmemiş olsa dahi teklifi halk oylamasına sunabilmektedir.

Sonuç

Anayasalar, belirli şartlar altında “iş görür”.  Diğer bir deyişle, anayasalar ancak diğer bir dizi kültürel, siyasi, ekonomik ve sosyal koşullar onu desteklediğinde çeşitli amaçlara hizmet eder.

Anayasaların varlığı tek başlarına bir toplumda özgürlük, insan hakları ve barış olduğu anlamına gelmez. Bunların gerçekleşebilmesi için; anayasaların demokrat bir zihniyet üzere yazılmış olması, devlet yönetimine geçenlerin anayasa sadakatinde bir kusur olmaması ve tüm bunların anayasal bir koruma altında olması gerekmektedir.

Anayasa Mahkemesi’nin  ortadan kaldırılması, anayasa değişikliği ile teknik olarak mümkün olmakla birlikte, pratikte yığınla sorunu beraberinde getirecektir. Norm denetimi sağlayan Anayasa Mahkemesi’nin kaldırılması, bir bakıma anayasanın kaldırılması anlamına gelecektir. Bu da; devletin görev ve yetki sınırlarında olası bir genişlemeye, bireylerin kişisel hak ve özgürlüklerinde potansiyel bir daralmaya neden olacaktır. Bu genişleme ve daralmanın ise bir sınırı olmayacaktır.

Anayasa Mahkemesi’nin ortadan kaldırılması durumunda, normlar hiyerarşisinin nasıl şekilleneceği, norm denetimlerinin nasıl yapılacağı, Türkiye’de hukuk devletinin hala yaşıyor olduğuna kanıt olarak gösterilebilecek olan bireysel başvuru yolunun akıbetinin ne olacağı birer soru işareti olarak masada durmaktadır.

Anayasa Mahkemesi’ne sahip olmayan fakat anayasalarına tam bağlı şekilde yönetilen ülkeler de makalede belirtildiği üzere mevcuttur. Bunun en güzel örneği Amerika Birleşik Devletleri’dir. ABD’de ve ABD modeli olarak adlandırılan yargı denetimi mekanizmasını uygulayan ülkelerde olduğu gibi Türkiye’de de norm denetimi işlevi mahkemelere dağıtılabilir. Fakat bu noktada unutulmaması gereken bir şey vardır ki; hukuk devleti, demokrasi, insan hakları gibi değerler aynı zamanda siyasi kültürün bir parçasıdır. 

ABD modeli bir yargı denetimini, yıllardır Avrupa modeli yargı denetimi uygulayan ve tüm siyasi kültürü bunun üzerinde şekillenmiş olan Türkiye’ye getirip uygulamaya çalışmak çok büyük insan hakları ihlallerine, mahkemeler arası anlaşmazlıklara ve anayasanın fiili olarak delinmesine yol açacaktır.

Türkiye’de insan haklarını, özgürlükleri, barışı ve demokrasiyi güvence altına almak için yapılması gereken Anayasa Mahkemesi’nin kaldırılması değil, üye seçimi başta olmak üzere yetki ve sorumluluklarının demokratik standartlara revize edilmesidir.

Kaynakça

Aliefendioğlu, Yılmaz (1996) Anayasa Yargısı ve Türk Anayasa Mahkemesi, Yetkin Yayınları, 33.

Gözler, Kemal (2018) Hukukun Temel Kavramları, Ekin Basım Yayın, 32, 74, 76, 80.

Heywood, Andrew (2015) Siyaset, Adres Yayınları, 374-381.

Kaboğlu, İbrahim Ömer (2007) Anayasa Yargısı, İmge Kitabevi Yayınları, 13.

Locke, John (2017) Hoşgörü Üzerine Bir Mektup, Liberte Yayınevi, 65.

Yayla, Atilla (2018) Anayasa Teorisine ve Hukukuna Giriş, Adres Yayınları, 32.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s