TERÖRİZM: DÖRT DALGA TEORİSİ VE YENİ-TERÖRİZM TARTIŞMALARI

Özet: Bu makalede öncelikle terörizmin tanımlarına yer verilmiş ve daha sonra da nedenleri işlenmiştir. Ardından tarihi arka plan bilgisi verildikten sonra “Dört Dalga Teorisi” açıklanmıştır. Dördüncü dalganın dini dalga olarak adlandırılmasının eleştirilmesine örnek olarak cihat ve terörizm karşılaştırması yapılmıştır. Daha sonra ise Yeni-terörizm açıklanmış ve örnek olarak Daeş verilmiştir. Son olarak da “Dört Dalga Teorisi ”ne yönelik eleştiriler ve farklı gruplandırmalar ele alınmıştır. 

Anahtar Kelimeler: Terörizm, Rapoport, Dört Dalga Teorisi, Yeni-terörizm

Terörizm günümüzde uluslararası düzen ve güvenliğe karşı en ciddi tehditlerden biridir. Fakat geçmişi 2000 yıl öncesine dayandırılmasına rağmen henüz herkesçe üzerinde anlaşmaya varılmış genel bir tanımı bulunmamaktadır. Bunda devletlerin kendi eylemlerinin de terörizm olarak değerlendirilebileceği endişesinin de payı bulunmaktadır. Genel geçer kesin bir tanım bulunmamasına rağmen yine de akademik çevrelerce veya kurumlarca aşağı yukarı birbirine benzer çeşitli tanımlar yapılmıştır. Öncelikle terör sözcüğü etimolojik kökeni bakımından Latince “tereré” kelimesinden gelmektedir. Kelimenin korkutmak, yıldırmak, sindirmek, korkudan titretmek gibi anlamları vardır. Eski Türkçedeki karşılığı ise Arapça “dehşet” kelimesinden gelen “tedhiş” sözcüğüdür. (Ündücü, 2011)

Claridge terörizmi “kurbanlarından daha geniş bir kitleye, korku salarak onların davranışlarını değiştirmek için, politik bir mesaj iletmeyi amaçlayan, kurulu otorite için veya ona karşı, sistemik tehdit veya şiddet kullanımı” şeklinde tanımlamaktadır. Ona göre bir eylemi terörist eylem yapan onun faili veya kullanılan şiddetin türü değil, kurbanlar ve daha geniş kitleler üzerinde bıraktığı etkidir. Rosie ise “benzer birçok saldırının olabileceği korkusuyla geniş kitleleri teröristlerin taleplerine uymaya ikna etmek için şiddete başvurma durumu” olarak açıklar. Ezeldin ise “terör durumu yaratarak ve halka göz dağı vererek politik sonuçlara ulaşmak amacıyla, şiddet eylemleri ile, bir devlet veya politik grup tarafından başka bir devlet veya politik gruba karşı mücadele etmek için kullanılan sistemik ve sürekli şiddet stratejisi” olarak görür. Öte yandan Birleşik Devletler Kanununa göre ise “sivil hedeflere yönelik, ulus-altı gruplar veya gizli devlet birimlerince, önceden planlanmış ve politik motivasyonları olan şiddettir.” Federal Düzenleme Kanununda “politik veya sosyal hedefler uğruna, bir hükümeti, sivil nüfusu veya herhangi bir kesimi baskılamak veya korkutmak için kişi veya mülklere karşı yasadışı zor ve şiddet kullanımı” olarak geçmektedir. (Garrison, 2003)

Uluslararası Sosyal ve Davranış Bilimleri Ansiklopedisine göre ise “her türlü ideolojiye hizmet eden, devletler tarafından desteklenebilen, siyasal amaçlı şiddet tehdidi veya kullanımıdır.” Türk Ceza Kanununu birinci maddesindeki tanım ise şöyledir: “Terör; baskı, cebir, şiddet, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında belirtilen cumhuriyetin temel niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik ve ekonomik düzenini değiştirmek, devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk devletinin ve cumhuriyetinin varlığını tehlikeye düşürmek, devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığını bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü eylem.” (Ündücü, 2011)

Terörizmin dört ayırt edici özelliği bulunmaktadır. Birincisi, siyasal etkiler için şiddet kullanımıdır. İkincisi, daha önceden planlanmış ve sistemik olan bir eylemdir. Üçüncüsü, teröristler mevcut savaş kurallarına bağlı değildirler, örneğin sivilleri de hedef olarak seçmektedirler. Dördüncüsü, anlık hedef ve kurbanların ötesinde daha geniş bir kitleyi etkilemeyi amaçlamaktadırlar. (Shughart, 2006) Burada asıl hedef saldırıdaki kurbanlardan ziyade daha geniş halk kitleleri ve siyasi otoritedir. Terörist eylemler, sivil halkı hedef alarak toplumda bir panik havası oluşturmayı, günlük hayatı kesintiye uğratmayı ve halkın devletin kendilerini koruyamadığını düşünerek devlete karşı güvenin azalmasını ve tepki oluşturmasını hedefler. Özellikle modern terörizmde hedef olarak seçilen alanlar rastgele olmasa da saldırıda ölen veya yaralanan kurbanlar rastgeledir, yani yanlış zamanda yanlış yerde bulunmuşlardır. Bu rastgele şiddet ve belirsizlik ortamı toplumda daha fazla güvensizlik ve korku oluşturmaktadır. Teröristler herkesin ve her yerin hedef olabileceği mesajını vermektedir. 

Öte taraftan, terörizm ile bazı kavramlar karıştırılabilmektedir. Örneğin bunlardan ilki anarşizmdir. Anarşizm devlet dahil her türlü otoriteyi reddederken, terörizm sadece mevcut sistemi kendi taleplerine göre değiştirmeyi amaçlamaktadır. İkincisi ise gerillacılıktır. Gerillalar düzenli orduya karşı vur-kaç taktiği ile savaşan düzensiz birliklerdir ve halkın desteğini amaçlarlar. Halbuki teröristler sadece askerlere değil, sivillere de saldırmaktadır. (Ündücü, 2011) Terörizmin hedef gözetmemesi onu geleneksel savaştan; teröristin saldırdığı kişilerle direk bir bireysel husumetinin olmaması ise onu normal suçlulardan farklı kılar.  (Garrison, 2003) Ayrıca “Birinin teröristi ötekinin özgürlük savaşçısı olabilir” şeklinde genel bir ifade bulunmasına rağmen terörizmi tanımlayan amaçtan ziyade eylemin işleniş biçimidir.

Nedenler 

Teröristlerin gerçekleştirdiği eylemler, özellikle canlı bomba eylemleri, pek çok kişi tarafından mantık dışı bulunmakta ve teröristlerin bunları yaparken çeşitli ilaç veya maddelerin etkisinde oldukları düşünülmektedir. Halbuki rasyonel seçim teorisine göre bu teröristler gayet bilinçli bir şekilde kar-zarar hesaplaması yaparak kendi çıkarlarına uygun olan seçimi yapıyorlar. Burada riskler; tutuklanma, yaralanma, ölüm, vb. iken kazançları ise refah, güç, ün, koruma/kayırma oluşturmaktadır. Terörist gruplarının desteklenmesinin bir nedeni de kazançların bütün üyeler ve destekçilerce paylaşılmasıdır. Bir terörist grup güç elde ettiğinde kendi taraftarlarına eğitim, iş, altyapı gibi alanlarda olanak sağlayabilmektedir. Ayrıca ölen teröristlerin aile bireylerine maddi destek veya kontrollerinde olan kurumlarda iş sağlanabiliyor. “Şehitlik” mertebesi ve cennete gitme vaatleri ise terörist gruplara katılmayı cazipleştiren diğer etkenlerdir.  (Shughart, 2006)

Genellikle fakir ve politik baskı altındaki kişilerin terörist olduğu varsayılsa da genel bir terörist profili çizmek zordur. Zira teröristlerin sosyo-ekonomik statüleri, ırkları, eğitim durumları vb. oldukça çeşitlilik göstermektedir. Doktorların, hakimlerin, siyasetçilerin, iş insanlarının terörist gruplara katılması veya desteklemesi sadece ekonomik zorluklarla açıklanamaz. Gelir düşüklüğü ve dağılımında adaletsizlik, işsizlik ve toplu işten çıkarma, enflasyon, dışa bağımlılık gibi ekonomik nedenlerin yanı sıra otorite boşluğu, istikrarsızlık, yolsuzluk, eski rejime özlem, azınlığın gücü elinde tutması, devletin güvenliği sağlamada acizliği gibi siyasi sorunlar da terörizmin doğuşunda etkilidir. Sanayileşme ve şehirleşmenin getirdiği hızlı nüfus artışı, göç, gecekondulaşma ve ahlaki yozlaşmanın yarattığı sorunlardan kaynaklı sosyo-kültürel nedenler de göz ardı edilmemelidir. Etnik ayrımcılık ve sömürgecilik ise diğer nedenlerdir. (Arpacı, 2018)

Terörizmi güçlendiren ve başarılı olmasını sağlayan etken ise terörist grupların bazı açılardan devletlerden daha avantajlı olmasıdır. Örneğin devletin her noktada güvenliği sağlayamaması teröristlerin saldırı eylemlerini kolaylaştırmaktadır. Ayrıca terörist gruplar devletin zayıf ve güçlü yönlerini iyi bilirken devletin karmaşık ve gizli şekilde yapılanmış bu örgütler hakkında bilgi edinmesi daha zordur. Ayrıca teröristler büyük çaplı kanlı eylemler gerçekleştirerek devleti ikilemde bırakmaya çalışmaktadır. Eğer devlet aynı şekilde karşılık verirse kendilerine karşı orantısız güç kullanıldığını iddia ederek kendilerini meşrulaştırmaya çalışırlar, eğer bu propagandayı önlemek için devlet daha az sertlik gösterirse de devletin aciz olduğu iddia edilir. Ayrıca terörist eylemlere karşı devletin aldığı sıkı güvenlik önlemleri günlük yaşamı kesintiye uğratınca halk da hoşnutsuzluk gösterebilmektedir. Son olarak, terörist grupların alınan önlemlere karşı kendilerini kolayca adapte edebilmesi de onlara avantaj sağlamaktadır. Örneğin havaalanlarında artan güvenlik önlemleri ile birlikte terörist gruplar uçak kaçırma eylemleri dışında farklı alternatiflere yönelmişlerdir. (Shughart, 2006) Terörist grupların manevra kabiliyeti otoriter devletlerden ziyade zayıf devletlerde veya baskının az olduğu demokrasilerde daha fazladır. Öte yandan artan küreselleşme de teröristlere avantaj sağlayabilmektedir. İnternetle birlikte teröristler bir yandan bomba yapımı için teknik bilgilere kolayca ulaşabilirken öte yandan diğer gruplarla iletişim kurup bilgi alışverişi yapabilmektedir. Ayrıca çeşitli terörist gruplar diğerlerine eğitim verebilmektedir. Özellikle Afganistan’daki savaş pek çok terörist ve grup için önemli bir deneyim olmuştur. Küreselleşme sadece terörist gruplar arasında değil, devletler arasında da iş birliğini elzem kılmıştır. (Harrow, 2008)

Tarih 

Terörizmin tarihi MS 66-73 yıllarında bugünkü İsrail’de faaliyet gösteren Sicarii hareketine dayanmaktadır. Kalabalık alanlarda işgalci Romalılara ve onların Yahudi destekçilerine suikastlar düzenleyen hareket üyeleri daha sonra kalabalık arasında kayboluyorlardı. 1090-1275 arasında etkili olan İsmaili-Nizari Haşhaşinler ise suikastı sistemli hale getirmişlerdi. Masumları hedef almayıp sadece korku salmayı amaçlayan fedailer kutsal günlerde ve mekanlarda eylemlerini gerçekleştirmişlerdir. Terör ve terörizm kavramlarının siyasal anlamda ilk kullanımı ve modern terörizmin başlangıcı ise Fransız Devriminde Robespierre ve Jakobenlerin terör yönetimi dönemine denk gelmektedir.(Ündücü, 2011) Bu dönemde terör hükümet karşıtlarına karşı sistematik bir şekilde kullanılmıştır ve böylece hükümet-destekli terörizm (government-sponsored) ortaya çıkmıştır (Shughart, 2006). Bu dönemde terörizm olumlu bir anlamda kullanılmıştır. Daha sonra 1871-1914 yılları arasında ise eylemleriyle uyuyan halkı uyandırıp devrim için birleştirmeyi amaçlayan anarşist terörizm hâkim olmuştur. Her türlü yönetime karşı olan anarşistler önemli devlet liderlerinin öldürülmesi ile Avrupa’daki hükümetlerin sonunun geleceğine inanıyorlardı. Sivil kayıpların yaşanmaması için dikkat eden teröristler sadece hükümet yetkililerini hedef almış ve kişi odaklı terörizmi (individual terrorism) ortaya çıkarmışlardır. Ayrıca düşünce propagandası yerine eylemli propaganda (propaganda by deed) konseptini geliştirmişlerdir. Bu dönemin en ünlü eylemleri ise Başkan McKinley, Çar II. Alexander ve Birinci Dünya Savaşıyla sonuçlanan arşidük Ferdinand´a karşı düzenlenen suikastlardır. 1917 Sovyet devriminden sonra ise Lenin ve Stalin yönetimlerinde tüm topluma karşı sistematik hükümet destekli terör kullanılmıştır. Stalin ayrıca kapitalizm ve emperyalizme karşı terör kullanımını ihraç etmiştir. 1919-1921 arasındaki İrlanda isyanı üç taktiksel metot geliştirmiştir. Birincisi, hedeflerde ayrım gözeten seçici terörizmdir. İkincisi ise başarılı olması için gerekli olan uzun zamana yayılmış sürdürülebilir terördür. Ve son olarak, üçüncüsü ise hücre operasyonudur. Bu sayede terörist grubun tüm yapısının deşifre olması ve çözülmesi zorlaşmıştır. 1929´da Hindistan’ın İngiltere’den bağımsızlığı sürecinde Hindistan Sosyalistler Cumhuriyetçi Birliği, Gandi’nin sivil itaatsizliğine karşı, terörizmin özgürlük mücadelesinde vazgeçilemez olduğunu savunan Philosophy of the Bomb adlı manifestoyu yayımlamıştır. Terörizmin özgürlük mücadelesinde kullanımı İkinci Dünya Savaşı sonrasında da devam etmiştir. 1940-60lardan sonra sivil ayrımı ortadan kalkmış ve 60lar itibariyle terörizm uluslararası bir boyut kazanmıştır. Özellikle 1966´da Küba’daki Üç Kıta Konferansı sonrası terörist gruplar coğrafik sınırların ötesinde aralarında finansal, politik, operasyonel ve lojistik iş birliği yapmışlardır. Soğuk Savaş döneminde devlet-destekli terörizm (state-sponsored) yayılmıştır. İran, Irak, Libya, Küba, Sudan gibi ülkeler ekonomik ve politik desteklerin yanı sıra eğitim kampları da sağlamışlardır. (Shughart, 2006) John F. Kennedy’nin başkan olmasından sonra “kontr-gerilla” doktrini geliştirilmiş ve ilk kez CIA iş birliği ile Vietnam Savaşında uygulanmıştır. (Ündücü, 2011) 70ler artan uçak kaçırma eylemleri sebebiyle hava terörizmi (air terrorism) dönemi olarak adlandırılmıştır. Özellikle 1979 İran Devrimi sonrasında “İslamcı” terör yükselişe geçmiştir. Şii Hanbeli ve Sünni Vahabi gibi aşırı İslamcı ekoller Kuran ve İslam hukukunun sadece 7. yüzyıldaki yorumunun kabul edilebilir olduğuna inanmış ve Hristiyanlık, modernizm ve Batı karşıtlığını desteklemişlerdir. 90larda her ne kadar terör örgütleri sayısında ve eylemlerinde bir azalma olmuşsa da sivil ölümleri ve kitlesel ölümler artmıştır. Eylemler daha kanlı ve yıkıcı bir hal almıştır. 11 Eylül 2001´deki saldırı ise bir dönüm noktası olmuştur. (Shughart, 2006)

Rapoport Dört Dalga Teorisi 

Rapoport, terörizmi 1880lerden başlayıp her biri yaklaşık 40 yıl süren dört dalda şeklinde gruplandırmıştır. Bu dalgaların süresinde jenerasyon farkı etkilidir çünkü babaların ülküleri çocuklar için çekiciliğini kaybetmektedir. Öte yandan bir dalganın bitişi o dalga içinde değerlendirilen terörist grupların da yok olması anlamına gelmemektedir. Zira bu gruplar kendilerini değişimlere adapte ederek daha uzun süre varlıklarını koruyabilir veya dalgadan çok daha kısa sürede de yok olabilirler. Bu dört dalga amaçları, başarıları, kullandıkları yöntemler açısından farklılıklar göstermektedir. (Rapoport, 2002)

  1. Anarşist dalga (1880-1920)

Bu dalganın 19. yüzyılda ortaya çıkmasının nedenlerinden biri çeşitli Rus yazarların yazıları iken diğer neden ise iletişim ve ulaşımda görülen ilerlemelerdir. Bu ilerlemeler sayesinde bir yandan fikirler hızla yayılırken öte yandan teröristler sınırları kolayca aşıp farklı yerlerde eylemlerini gerçekleştirebilmiştir. Çarlık Rusya’sında başlayan bu dalgadaki ilk terörist grup Narodnaya Volya´dır. Pek çok devlet liderinin öldürüldüğü ve “Suikastın Altın Çağı” olarak anılan bu dönemde kullanılan başlıca silah ise dinamittir. Banka soygunlarını da içeren bu dönemde isyancılar kendilerini terörist olarak tanımlamakta bir sakınca görmemiştir. Anarşist dalga Birinci Dünya Savaşıyla sona ermiştir. (Rapoport, 2002)

  1. Anti-Kolonyal Dalga (1920-60)

İkinci dalgayı tetikleyen olay ise Birinci Dünya Savaşı sonunda imzalanan Versay Barış Antlaşması´dır. Savaş sonunda kaybeden imparatorluklardaki farklı uluslara kendi kaderini belirleme hakkı verilirken Avrupa dışındaki alanlar kazanan devletlerin mandası altına girmiştir. İkinci Dünya Savaşı sonrasında kolonilerde bağımsızlık için faaliyet yürüten terör örgütleri yaygınlaşmıştır. Bu dönemdeki gruplar genellikle başarıya ulaşmıştır. Etiyopya, Libya, İsrail, Cezayir, Kıbrıs gibi ülkeler bağımsızlığına kavuşmuştur. Soğuk savaş döneminde iki kutup arasında mücadele sahasına dönüşmesiyle terörizm olumsuz imaj kazanmıştır. Bu nedenle kimi gruplar kendilerini “özgürlük savaşçısı” olarak tanımlamışlardır. Öte yandan hükümetler birçok şiddet eylemini terörizm olarak tanımlarken medya ise taraftar görünmemek için aynı kişiden aynı paragraf içinde hem terörist hem özgürlük savaşçısı olarak bahsetmişlerdir. Diasporalardan gelen destek sayesinde bu dönemde banka soygunları daha az görülmüştür. Politik figürlerden ziyade polis gibi görevlilere karşı suikastlar düzenlenmiştir. Daha çok ise gerilla tarzı vur-kaç taktiği uygulanmıştır. Sivil kayıpları azaltmak için IRGUN ve IRA gibi gruplar uyarı vermeye çabalamışlardır. (Rapoport, 2002)

  1. Yeni Sol Dalga (1960-90lar)

Üçüncü dalgadaki tetikleyici olay Vietnam Savaşı olmuştur. Vietnam’daki grupların Amerikan ordusuna karşı başarıları umut verici olmuş ve Üçüncü Dünya ülkelerinde ve Batı´da birçok sol grup ortaya çıkmıştır. Bunlar Sovyetlerden eğitim ve silah desteği de almışlardır. Üçüncü Dünyadakilerin savunucuları olduklarını iddia eden Batılı gruplara örnek olarak Alman Kızıl Ordu Fraksiyonları, İtalyan Kızıl Tugayları, Amerikan Hava Durumu Örgütü ve Fransız Doğrudan Eylem örgütü verilebilir. Latin Amerika’daki gruplar ise kırsal alanları terk edip şehirlere yoğunlaşmışlardır. Kadın eylemcilerin de artığı bu dalgada birinci dalgadaki gibi sembolik hedefler ve suikast tekrardan önem kazanmıştır. Rehine almak ve uçak kaçırma ise bu dalganın karakteristik özelliğidir. Bu dönemde terörizm uluslararası bir boyut almıştır. Libya ve Lübnan gibi devletler terörist grupları desteklerken Filistin Kurtuluş Örgütü gibi örgütler ise hem diğer örgütlere eğitim vermiş hem de kendi topraklarından çok yurtdışında eylem gerçekleştirmişlerdir. Ayrıca bu örgütler kendi topraklarında da uluslararası hedefleri seçmişlerdir. Bu dönemdeki gruplar pek başarılı olamamıştır. İsrail Lübnan’ı işgal ederek terörist kamplarını yok etmiştir. Trevi´nin ve Interpol’ün kurulması ve uluslararası iş birliğinin artmasıyla bu dalga da etkisini yitirmiştir. (Rapoport, 2002)

  1. Dini Dalga (1979- )

Önceki dalgalarda hedef seküler devletler kurmak iken bu dalgada dini kurallarla yönetilen devletlerin kurulması amaçlanmıştır. Bu dalgada Hristiyanlık, Yahudilik ve diğer dinlerden de örnekler olsa da Rapoport İslam’ı merkeze almaktadır. İslam dünyasındaki üç olay yeni dalga için dönüm noktası oluşturmuştur. Bunlar İran Devrimi, Sovyetlerin Afganistan işgali ve hicri takvime göre yeni yüzyılın başlangıcıdır. Özellikle Afganistan teröristler için önemli bir deneyim olmuştur. Afganistan’dan dönenler kendi ülkelerinde terörist faaliyetlere başlamak için yeterli istek, güven ve bilgiye sahiptiler. İntihar bombacılığı bu dönemin karakteristik özelliğidir. Ölümcül ve ciddi uluslararası saldırıların düzenlendiği bu dönemde Amerika ana hedeflerden biri olmuştur. 1993’te Dünya Ticaret Merkezi bombalanmış ve 11 Eylül saldırısı sonrasında ise ABD terörizme karşı savaş ilan etmiştir. Bu dalgada sayıca daha az örgüt olmasına rağmen daha ölümcül ve etkilidirler. Bu dönemin en ünlü terörist grubu El Kaide´dir. Örgüt Körfez Savaşında Suudi Arabistan’ın Amerikan üssü kurulmasına izin vermesiyle “uzak düşmana” saldırmayı meşru görmüştür. (Rapoport, 2002)

Dini terörizm? Cihat vs. terörizm

Dini terörizm kavramı eleştirilmiştir. Teröristlerin belli bir dine mensup olması veya kendilerini meşrulaştırmak için dini kullanmaları ayrıyken dinin bunu emretmesi veya sessiz kalması ise ayrıdır. Bu nedenle terörizmin herhangi bir dinle bağdaştırılması doğru bulunmamaktadır. Örneğin kimi terörist grupların cihat kavramını kullanarak kendilerini meşrulaştırma çabalarına karşın Işıl Arpacı makalesinde terörizmin ve cihadın birbirinden farkını ortaya koymaktadır. Cihat ile terörizmi bağdaştırma bir yandan oryantalist nedenlere dayanırken öte yandan ise Müslümanlar arsındaki yorum farklılıklarına dayanmaktadır. Örneğin İslam hukukçularının bir kısmı (Hanefi, Hanbeli ve Malikilerin çoğunluğu) savaş için bir saldırının olması gerektiğini savunurken diğer bir kısım ise (Şafii, Zahiri, bazı Hanbeli ve Malikiler) karşıdakilerin “kafir” olmalarının savaş için yeterli bir neden olduğunu belirtmiştir. Bu farklılıklara ise akılcı ve lafızcı düşünce akımları neden olmaktadır. Lafızcı akım sadece görüneni/okunanı olduğu gibi kabul edip bağlama dikkat etmez. El Kaide ve IŞİD gibi sözde “cihatçı” gruplar da kendilerini lafızcı akımdan olan Selefiye içinde tanımlar. Hanefi hukukçulara göre sadece meşru otoritenin meşru müdafaa için kullanabileceği cihat sürekli çatışma durumu da gerektirmez. Düşmanla, şeytanla ve nefisle yapılan şeklinde cihat türleri bulunmasına karşın sırf savaş olarak görülmesinin nedeni ise ilk Müslümanların deneyiminin bağlam dışında yanlış yorumlanmasıdır. Cihadın meşru bir nedene dayanması ve savaş kurallarına uygun yapılması gerekirken terörizm yasadışıdır ve savaş kurallarına dikkat edilmez. Terörizm hedef gözetmezken cihatta kadın, çocuk, yaşlı, hastalar dokunulmazdır. Cihatta savunma esasken terörizmde doğrudan saldırı vardır. Cihatta barışçıl yöntemler etkisiz kaldığında savaşa başvurulurken terörizmde barışçıl ön görüşmeler yoktur. Cihat yetkisi sadece meşru otoritede iken terörizm çeşitli gruplar veya kişilerce yapılabilir. Terörizm sistemli ve sürekli iken cihadın yalnızca içe dönük olanı süreklilik arz eder. Dolayısı ile kimi terörist gruplar cihat ettiklerini iddia etseler de faaliyetleri salt terörizmde ibarettir ve dini kendilerini meşrulaştırmak için kullanmaktadırlar. (Arpacı, 2018)

Yeni-Terörizm tartışmaları ve DAEŞ

90lı yılların ortasından itibaren terörizmin farklılaştığı iddia edilmektedir. Özellikle 11 Eylül saldırısı bir milat olmuştur. Yeni terörizm hem operasyon alanı hem de hedefi itibariyle daha fazla uluslararası bir niteliğe sahiptir. Eski terörizm belli bir ülke veya bölge ile sınırlı iken yeni terörizmde yeni bir dünya düzeni hedeflenmektedir. Ayrıca eski terörizmde hiyerarşik bir yapı söz konusu iken yeni-terörizm daha gevşek ve karmaşık bir ağa sahiptir. Geniş alana dağılmış ve küçük hücrelerden oluşan bu yeni örgütlerle mücadele etmek de zorlaşmıştır. Her biri farklı bir göreve sahip bu hücreler kendi kendini idame ettirmektedir. Hücrelerin yanı sıra “yalnız kurt” olarak adlandırılan ve kendi kendilerine örgüt adına eylem düzenleyen teröristler de bulunmaktadır. Öte yandan yeni-terörizm daha çok dini motivasyonlara dayanmaktadır. Yeni-terörizmin diğer bir özelliği ise kimyasal/biyolojik kitle imha silahlarına daha çok ilgi duymalarıdır. Buna örnek olarak Japon terör örgütü Aum Shinrikyo tarafından Tokyo metrosuna yapılan saldırıda sarin gazı kullanılması verilebilir. Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra nükleer silahların güvenliği konusundaki endişeler daha da artmıştır. Bu silahların ucuzlaması ve daha kolay saklanmasıyla birlikte terör grupları gibi devlet dışı aktörlerin eline geçme ihtimali artmıştır. Yeni-terörizmde ayrıca hedef seçiminde ayrım gözetilmediğinden daha öngörülemez ve vahşidir. Teknoloji sayesinde yeni-terörizm hem daha çok kitleye mesajlarını iletebilmekte hem de daha kolay eleman kazanabilmektedir. Özellikle sosyal medyaya ilgi artmıştır. Böylece geleneksel medyaya ihtiyaçları azalmış ve herkesin katılabildiği ve sınırlanmayan mecralarda yaptıkları eylemleri canlı olarak paylaşabilmektedirler. Bu yeni-terörizmin en önemli temsilcisi olarak ise DAEŞ görülmektedir. 1999’da Tevhit ve Cihat Örgütü olarak Afganistan’da Ebu Musab El-Zerkavi tarafından kurulan örgüt 2004’te Irak El-Kaidesi olarak isim değiştirmiştir. Zerkavi´nin ölümünden sonra 2006’da Ebu Ömer el-Bağdadi liderliğinde Irak İslam Devleti olarak kurulmuştur. 2007-8 tarihinde etkisi azalsa da Ebu Bekir el-Bağdadi liderliğinde Arap Baharı sonrasında Suriye ve Irak´ta ciddi ilerleme kaydetmiştir. 2017 sonrasında gücünü kaybetmişse de daha önce görüldüğü gibi esnekliği ve uyum kabiliyeti göz ardı edilemez. (Kurt, 2019)

Dört Dalga Teorisine Eleştiriler ve Diğer Gruplandırmalar

Cemile Arıkoğlu’na göre Dört Dalga teorisi yeterince kapsayıcı olmamakla birlikte dalgalara verilen isimler de düşündürücüdür. Ayrıca dini dalganın daha çok İslam ile ilişkilendirilmesini eleştirmiş ve bu son dalganın bitiş tarihi olarak neden 2025’in seçildiğini sorgulamıştır. Kendisi ayrıca yazısında çeşitli terör türlerinden bahsetmektedir. Bunlar; statüko karşıtı olan ve yeni ulusal sınırlar amaçlayan IRA, ETA, PKK gibi örgütler, genellikle sol kesimden gelen ve köklü değişikler isteyen İtalyan Kızıl Tugayları gibi “devrimci terör” örgütleri ve devrimci teröre karşı statükoyu korumayı amaçlayan “gerici terör” örgütleridir. Beril Dedeoğlu ise İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki komünist “kızıl terör” den, 70lerin sonu “bölgesel ayrılıkçı terör”, 90lar “etnik terör” ve 11 Eylül sonrası “İslamcı/dini/yeşil terör” den bahsetmektedir. (Ündücü, 2011) Thompson göre ise dalgaların kökeni daha karmaşıktır ve Rapoport ´ın teorisi daha da genişletilmelidir. Ona göre üçüncü dalgada solcu aşırılarla birlikte sağcı aşırılar da ele alınmalıdır. Ayrıca her terörist grup kolayca bir kategoriye yerleştirilemeyebilir, birden fazla kategoriye uyabilir. Dalgaların belli bir tarih aralığına tekâmül etmesi de bir örgütü kategorilerken sorun oluşturabilmektedir. Örneğin faaliyette olduğu yıllara göre milliyetçi olması düşünülen bir grup esasen dini olabilir. Öte yandan Thompson dalgaların 1870ler ziyade Napolyon Savaşlara kadar geri götürülebileceğini savunmaktadır. Ayrıca neden bir dalganın zayıflayıp yeni bir dalganın ortaya çıktığının yeterince açıklanmadığını belirtmektedir. (Thompson, 2006) Rapoport gruplandırmasına alternatif olarak Sedgwick Alman dalga, Çinli dalga, Afgan dalga ve İtalyan dalga şeklinde gruplandırmıştır. (Sedgwick, 2007) Wilkinson terörizmi aşamalarına göre ihtilal öncesi, ihtilalci ve ihtilal sonrası yok edici olarak üçe ayırmıştır. Başeren iç siyasette ve uluslararası siyasette terörizm diye iki kategori oluştururken Taşdemir ise ülke içi terörizm, devlet terörizmi, uluslar ötesi terörizm ve uluslararası terörizm olarak dörde ayırmıştır. Löckinger ise aktörleri, araçları, motivasyonları ve coğrafi alanı bakımında terörizmin tipoloji ağacını oluşturmuştur. (Arpacı, 2018) Kaplan ise beşinci dalganın “etnik dalga” olacağını savunmaktadır. (Kaplan, 2016)

Kaynakça

Arpacı, I. (2018). Terörizm ve Cihad Üzerine Kavramsal Bir Mukayese. Uludağ Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, 19(34), 263-294.

Garrison, A. H. (2003). Terrorism: The Nature of its History. Criminal Justice Studies, 16(1), 39-52.

Harrow, M. (2008). Inside A Wave of Terrorism: The Dynamic Relations Between Terrorism and The Factors Leading to Terrorism. Journal of Global Change and Governance, 1(3).

Kaplan, J. (2016). Waves of Political Terrorism.

Kurt, S. (2019). “Yeni Terörizm”in Geleceğin Güvenlik Ortamına Etkileri: Daeş Örneği. Akademik Bakış, 13(25), 133-161.

Rapoport, D. C. (2002). The Four Waves of Rebel Terror and September 11. Anthropoetics, 8(1).

Sedgwick, M. (2007). Inspiration and the Origins of Global Waves of Terrrorism. Studies in Conflict & Terrorism, 30, 97-112.

Shughart, W. F. (2006). An Analytical History of Terrorism,1945-2000. Public Choice, 128, 7-39.

Thompson, W. R. (2006). Emergent Violence, Global Wars, and Terrorism. In T. C. Devezas (Ed.), Kondratieff Waves, Warfare and World Security (pp. 186-194).

Ündücü, C. A. (2011). Uluslararası Sistem ve Terörizm Arasındaki İlişki. Elektronik Siyaset Bilimi Araştırmaları Dergisi, 2(1).

Saliha ASLAN

Orta Doğu Teknik Üniversitesi- Uluslararası İlişkiler

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s