Liberal Demokrasi ve Siyasal Meritokrasi

ÖZ

Meritokrasi, toplumsal tabakalaşmanın (social stratification) ve yönetim gücünün, bireylerin, yetenek, eğitim ve bilgi seviyesine dayandığı sosyal ve politik düzendir. Son yıllarda Çin’in “yarı meritokratik” bir rejimle dünya sahnesindeki yükselişi ve dışa açınımı ile ısınan bu mefhum, bilhassa Daniel Bell’in kitabıyla, uluslararası akademik çevrelerde, düşünce kuruluşlarında Batı tarzı liberal demokrasi kavramı ile kıyaslanmaktadır. Bu yazıda meritokrasi ve liberal demokrasi kısa bir biçimde incelenecek olmakla beraber, Amerika Birleşik Devleti ve Çin örnekleri karşılaştırılacaktır.

LİBERAL DEMOKRASİ VE SİYASAL MERİTOKRASİ

Siyaset bilimi ve kamu hukuku literatüründe en çok yer eden konulardan biri şüphesiz ki demokrasi kavramıdır. Demokrasinin tanımı ve anlamı üzerinde yazılanlar rahatça bir kütüphaneyi doldurabilir. (Özbudun, 2015)

Ünlü İngiliz başbakanı Winston Churcill’in bir sonbahar günü Avam Kamarası’nda söylediği söz, belki de dünya siyasetini ve ülkelerin iç politikalarını halen şekillendirmektedir:

 “Demokrasi en kötü yönetim biçimidir, bugüne kadar denenen diğer bütün yönetim şekilleri hariç tutulursa.”

Yine Churcill’in söylediği iddia edilen söz bugünkü konjonktürü anlayabilmek için yeterli ilhamı bize sunuyor:

“Demokrasiye karşı en iyi argüman ortalama bir seçmen ile 5 dakikalık sohbettir.”

Demokrasi deyince kafamızda canlandırdığımız ülkeler genellikle İngiltere, Kanada ve Amerika gibi serbest piyasa ekonomisinin baskın olduğu bireyin hak ve özgürlüklerinin her şeyden önce geldiği, denge-denetleme (check and balance) mekanizmasının olduğu liberal devletler olmaktadır. Buradan, belki de bazı yazarların bahsettiği “demokrasinin yaşayabilmesi için liberal demokrasi olması şarttır” önermesine varmaktayız. (Plattner, 1998)

Biz de yazı boyunca, söz kalabalığı olmaması amacı ile liberal demokrasi kavramı yerine demokrasi kavramını tercih edeceğiz. Sosyal bilimlerde ve bu alanların başını çeken ekonomide ve politikada kavramlar genelde zıtlarıyla karşılaştırılır. Yüzde yüz zıtlık taşımasa bile meritokrasi mefhumu demokrasi kavramının karşısında bir argüman olarak sunulabilmektedir. Meritokrasi kavramını etimolojik perspektifle inceleyecek olursak İngilizce “merit” kavramından türemektedir. Merit, Türkçe lügatte, meziyet anlamına gelmektedir. Meritokrasi ise iktidar ve idare gücünün kişilerin yetenek, erdem, fazilet ve meziyetlerine dayandığı yönetim biçimidir.

Theresa May, Britanya’nın eski başbakanı, bir konuşmasında eğitim reformuyla ülkesini demokrasinin hüküm sürdüğü “mükemmel” bir meritokrasi yapmak istediğini belirtiyor. İlgili konuşma bağlamında izlenir ve incelenirse sayın başbakan aslında ülkesindeki eşitsizliğin çözüm yolu olarak eğitimi göstermektedir. Meritokrasi siyasal bilimlerden ziyade bir sosyolojik kavramdır ve bu alanda çalışmalara konu olabilir. Aslında bizim burada incelemek istediğimiz olan mesele, Theresa May’in konuşmasından farklı olarak, siyasal meritokrasidir.

 Son yıllarda, demokrasi kavramının karşısına rakip olarak, Çin’in dünya sahnesinde yer almasıyla birlikte, “siyasal meritokrasi” kavramı hareket alanına sahip olmuştur (Bell, 2016). Aslında bu kavram özellikle son on yılda akademide bazı yazarlar tarafından dile getirilen bir kavramdır. Daniel Bell’in kitabı bu açıdan önemli bir yere sahiptir. Bell kitabında demokrasilerin ve bilhassa Amerikan demokrasisinin Çin’in meritokrasisinden dersler çıkarması gerektiği tezini savunuyor ve ekonomik büyümenin kariyer basamaklarını tırmanmış tecrübe sahibi liderler ile olacağını dile getiriyor.

Çin’deki seçim sistemini ve anayasal ortamı bir kenar notu olarak çok kısa bir biçimde okurlara aktarmak istiyorum:

Batı’da görmeye alışık olduğumuz çok partili siyasal yaşamdan farklı olarak Çin’de tek bir parti vardır. Çin Komünist Partisi (Merkez Büro, Politbüro) iktidar gücünü elinde bulundurur. Yerel bölgelerde halk seçimler yoluyla sisteme katılabilirken, devlet başkanını (politbüro başkanı) seçme konusunda halkın bir etkisi yoktur. Yerelde seçilenler arasından “başarı”ya dayalı olarak kademe yükselmeleri gerçekleşmektedir. Yeterli tecrübeye sahip ve başarılı bireyler merkez büronun yönetim kurulunda söz sahibi olabilmektedir. İlk bakışta sistem teorik olarak güzel gözükse dahi, sistemin kendi içinde derin kusurları olduğu birçok saygın siyaset bilimci tarafından da dile getirilmektedir. Hatta sistemden övgüyle bahseden Daniel Bell de bu argümanlara katılmaktadır. Özellikle sistemin kontrol mekanizmalarından yoksun olması başlangıçta seçilen iyi eğitimli bireylerin yozlaşabilmesine sebep olmaktadır. Yozlaşma faktörünün bir numaralı tetikleyicisi olarak yolsuzluk ve rüşvet gösterilmektedir.

Diğer bir faktör ise zaten üst yönetimde görevli olan bireylerin çocuklarının ve yakınlarının daha kolay kademe atlamasıdır. Popülist demokrasilerde de görebileceğimiz bu olgu dünya barışı ve iyi yönetişim (good governance) açısından tehlike çanlarını çaldırmaktadır.

Çin kültüründe çok önemli yere sahip olan Konfüçyüsçülük’ten köklerini alan Meritokrasi, Çin’e son 30 yılda ekonomik bağlamda ciddi bir akciğer kaynağı olmuş olabilir. Lakin ekonomik büyüme, refahı ve temel hakları her zaman yanında getiremeyebiliyor. Veyahut, ekonomik büyüme ve “ulusal güvenlik” adına temel haklar kurban edilebiliyor.

Ünlü sosyolog Stein Ringen Çin’deki bu sistemin tam ve kusursuz bir diktatörlük olduğunu ve sistemin çökmeye mahkûm olacağını ifade ediyor (2016). Bunun sebebini de liberal özgürlüklerin neredeyse hiç olmadığını dile getirerek destekliyor. Bu sistemin destekçisi bazı kimseler ise “Batı’nın ‘sözde özgürlük gözlükleriyle’ kendi değerleri üzerinden Çin’i eleştirmesinin önemsiz ve yanlış olduğunu söylemektedirler (Eric X.Li, 2013).

Yine aynı kişiler Çin halkının bu sistemden çok memnun olduğunu ve sistem sayesinde geleceğe daha ümitli baktıklarını argümanlarına kanıt olarak sunmaktadırlar.

ÇİN ve İNSAN HAKLARI

Başta Uluslararası Af Örgütü olmak üzere birçok insan hakları kurumunun ispatladığı hak ihlallerinin olduğu bir ülkede tek parti sistemine karşı hangi insanların ümitli olduğu ise son derece şüphelidir. Çin topraklarında ses getirici son sivil itaatsizlik eylemi 1989’da Tiananmen Meydanı’nda gerçekleşti. Komünist parti içindeki yolsuzluğun bitmesi ve ifade özgürlüğü talepleri ile bir grup öğrenci ve entelektüel Çin’in tek partisine karşı çıktı. Komünist Parti’nin kayıtlarına göre 200-300 öğrenci “etkisiz” hale getirildi. Çin Kızılhaç’ına göre ise olaylarda 2000-3000 arası öğrenci öldürüldü (TIME, 2014).

Son dönemde uluslararası basında Çin ile ilgili dikkat çeken diğer konulardan biri Uygur Türkleri ve Müslümanları için kurulan “yeniden eğitim kampları”dır. Tarafsız birçok hak örgütünün raporlarına göre Uygurlu vatandaşlar ciddi insan hakları ihlallerine maruz kalmaktadırlar (HRW, 2020).

Komünist parti Stein Ringen’in [ba1] de dediği gibi bu sistem ile iktidarda kalabilmek için her yolu denemektedir.

AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ MESELESİ

Bir diğer önemli konu ise “liberal demokrasilerin miadını doldurduğu” düşüncesidir. Genel olarak Çin sistemini destekleyen yazarlar tarafından ortaya atılan bu tez bazı eleştiriler açısından incelenmeye değerdir. Bilhassa, son dönemde Amerika Birleşik Devletleri’ndeki siyahiler ve diğer azınlık gruplarının çoğunlukla katıldığı protestolar ile biraz suyun altında olan eşitsizlik ve ayrımcılık meseleleri dünya çapında suyun yüzeyine çıkmıştır. Özellikle sisteme katılım anlamında azınlık gruplarının karşılaştığı ciddi problemler vardır. Bunların başını ise, zannımca, kurumsallaşmış ırkçılık çekmektedir. Demokrasiyi, sadece seçimlerden ibaret olmadığını varsayıp, saygı içerisinde yaşama kültürü olarak tanımlayıp yola çıkarsak Amerikan demokrasisinin siyahilere ve azınlık gruplarına tahammül yeteneğini en az beyaz seçmene tahammülü ölçüsünde geliştirmesi gerekmektedir. Bu tahammül yeteneğinin gelişiminde elit Amerikan okullarına (Ivy League okulları) büyük bir sorumluluk düşmektedir. Son yıllarda başvuru süreçlerinde skandallarla haber olan bu okullar liberalizmin getirdiği özgürlük ortamını geliştirebilmek için daha şeffaf olmalıdır. Ünlü ekonomist Keynes’in, gerektiğinde, devlet için öngördüğü müdahale hakkını Amerikan üniversiteleri azınlıklar lehine kullanarak toplumda az temsil edilmiş kesimlerin daha çok temsil edilmesine ve toplumun genelinin refah seviyesinin iyileştirilmesine fayda sağlayabilir. Affirmative Action Act (Pozitif Ayrımcılık Yasası) ile Amerikan demokrasisi daha sağlam temellere oturabilir.

Sonuç olarak hem liberal demokrasinin hem de doktrindeki kavramlarla tam olarak tanımlayamayacağımız Çin sisteminin kendi içinde kusurları vardır. Ancak, meşruiyeti ve temel haklar ile refahı ölçüt olarak alırsak, liberal demokrasinin meritokrasi karşısında bir süre daha önde olacağı bir gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır.


KAYNAKÇA

Özbudun, E. (2015), Anayasalcılık ve Demokrasi, İstanbul: Bilgi Üniversitesi Yayınları

Bell, D. (2016), The China Model:Political Meritocracy and the Limits of Democracy, New Jersey: Princeton University Press

Bell, D. (2018), China’s political meritocracy versus Western democracy, 12 Haziran 2018 tarihinde The Economist’te yayınlandı: https://www.economist.com/open-future/2018/06/12/chinas-political-meritocracy-versus-western-democracy

Ziliotti, Elena. (2017), From Democratic Meritocracy to Meritocratic Democracy: Why Political Meritocracy Matters, Philosopy and Public Issues(New Series) Luiss University, 7(1), 73-87

Bekir Aksarı

Ankara Üniversitesi – Hukuk

İletişim: bekiraksari@outlook.com

One comment

  1. Merhabalar,
    Yazınızın son kısmına katılmıyorum. ABD’deki “kurumsallaşmış ırkçılık” kavramı oldukça muğlak, özellikle de radikal sol tarafından oldukça fazla biçimde kullanılan içi boş bir kavram. Kuruluşundan itibaren ABD’de zaten eşitsizliğe karşı savaşılmaya çalışılıyor. Özellikle PoC(People of Color) denen azınlıklar, kendilerine ne türlü haklar sağlanılırsa sağlanılsın maalesef mağdur psikolojisinden çıkamayıp her türlü problemlerini beyazların üzerine yüklüyorlar.

    Maalesef kimse üniversitelerin beyazlara ve asyalılara karşı nasıl davrandığını tartışmıyor. Bugün daha düşük puan almasına rağmen sadece siyah veya azınlık olduğu için beyazlar ve asyalıları geçen insanlar var affirmative action yüzünden. Örnek verdiğiniz Keynes ise bir ekonomist, nasıl devlet yönetileceğini geçtim ekonomiye dair görüşleri bile oldukça sıkıntılı, Avusturya Okulu’na karşı başarısız kalmış bir yazar.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s