Mavi Vatan ve Akdeniz’deki Gelişmeler

Özet

Bu makalede son zamanlarda çok tartışılan Mavi Vatan ve Akdeniz´deki gelişmeler ele
alınmıştır. Öncelikle Akdeniz´in tarihsel öneminden, Doğu Akdeniz bölgesi ve oradaki enerji yataklarından bahsedilmiştir. Ardından Türkiye´nin bölgede Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile yaşadığı problemlerin kökenine değinildikten sonra Mavi Vatan kavramından ve Türkiye´nin bu bağlamda Suriye´deki harekatlarından ve Libya ile yaptığı MEB anlaşmasıyla diğer kıyıdaşlarla yapılma olasılığından bahsedilmiştir. Yazıda ayrıca hem Yunanistan ve GKRY´nin üzerinde hak iddia ettikleri alanları hem de Türkiye´nin düşey ve diyagonal hatlarla belirlenen alanları gösteren haritalara yer verilmiştir.

Anahtar Kelimeler: Mavi Vatan, Doğu Akdeniz, MEB anlaşmaları, Yunanistan, GKRY, Libya

Akdeniz’in Önemi

Akdeniz, Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarının kesişiminde bulunan ve tarih boyunca Asur, Hitit, Mısır, Lidya, Roma, Pers, Venedik ve Osmanlı başta olmak üzere pek çok imparatorluk ve medeniyete ev sahipliği yapan bir bölgedir. Ayrıca semavi dinlerin ortaya çıktığı ve bunlara ait kutsal mekanların bulunduğu bir coğrafyadır. Bu açıdan bakıldığında Akdeniz’in dünyanın merkezi olarak görülmesi doğaldır. Bunda ilk medeniyetlerin doğduğu ‘Bereketli Hilal’deki verimli toprakların  ve İpek ve Baharat yolları gibi önemli ticaret rotalarının etkisi büyüktür. Cebelitarık ile İstanbul-Çanakkale boğazları  sayesinde uzun yıllar deniz ticaretini kontrol etmiştir. Ayrıca Asya’dan gelen mallar Basra körfezi, Kızıldeniz ve İskenderiye üzerinden bölgeye girmiştir. Burada özellikle İskenderun ve Kıbrıs limanları güvenilir geçiş güzergahlarındandı. Daha sonra her ne kadar Akdeniz’in coğrafi keşiflerle önemi azalsa da Süveyş Kanalıyla buna tekrar kavuşmuştur. Öte yandan Akdeniz’de meydana gelen hadiseler Karadeniz ve Hint okyanusunu da etkilemektedir. Bu nedenlerle tarih boyunca pek çok devlet bu bölgede nüfuzunu artırmak istemiştir. Akdeniz, Mackinder´in Kara Hakimiyeti, Mahan´ın Deniz Hakimiyeti, Scitaklian´ın Hava Hakimiyeti ve Spykman´ın Kenar Kuşak teorilerinde önemli yere sahiptir. Günümüzde Akdeniz’e kıyıdaş olan yaklaşık 20 ülke vardır. Dünya ticaretinin merkezi olarak anılan ve Levant bölgesi de denilen Doğu Akdeniz, Malta-Tunus hattının sağ tarafını ifade eder. Burası siyasi ve ekonomik olarak en kritik noktalardan biridir. Burada NATO´nun belirlediği boğulma noktaları (choke points) da bulunmaktadır. Ayrıca başlıca çatışma alanlarını da barındırmaktadır. Bunda Sanayi Devrimi sonrasında artan enerji ihtiyacının, petrol çağına geçişin ve 2000lerden itibaren keşfedilen zengin hidrokarbon sahalarının etkisi de var. Sadece Akdeniz’in derinliklerindeki değil, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki kaynaklar da etkili. Günümüzde enerji diplomasisinin ve enerji transferinin güvenliğinden duyulan endişenin artmasıyla gözler enerji hatlarının güzergahı olan bölgeye çevrilmiştir. Kaynakların paylaşılması, çıkarılması ve taşınmasında anlaşmazlıklar mevcuttur. Ayrıca bölgenin çatışmalara sahne olmasıyla mülteci akınları, insan kaçakçılığı-ticareti ve uyuşturucu ticareti gibi faaliyetler de bölgenin huzur ve istikrarını bozmuştur. Bölgede hem NATO’nun harekatları hem de Türkiye’nin 2006’da başlayan Akdeniz Kalkanı Harekâtı sürmektedir. (Kedikli & Çalağan, 2014)

GKRY ile Sorunlar

Kıbrıs Akdeniz’deki üçüncü büyük adadır. Akdeniz’e hâkim olmak isteyen ‘Ortadoğu’ya giriş anahtarı’ olan ve aynı zamanda ticaret yollarının denetimini sağlayacak bir “deniz karakolu” olan bu stratejik adaya da sahip olmalıdır. “Yüzen uçak gemisi” diye adlandırılan ada lojistik ve askeri üs olmanın yanı sıra günümüzde istihbarat üssü olarak da görev görmektedir. Çevresinde keşfedilen hidrokarbon yatakları sayesinde enerji arzında da önemli bir konuma sahiptir (Kedikli & Çalağan, 2014). 1571´de Osmanlı hakimiyetine giren ada İskenderun ve Mersin limanlarının güvenliği için kilit rolde olmuştur. Süveyş kanalı ve Hindistan’a giden yolun güvenliği için İngiltere’nin de önem verdiği Kıbrıs, 1878 Osmanlı-Rus savaşı sonrasında İngiltere’ye devredilmiştir ve Lozan Antlaşması ile İngiliz egemenliği kesinleşmiştir. Türkiye’nin 1950lere kadar statükoyu koruma politikası izlediği Kıbrıs, 1960’ta İngiltere’den bağımsızlığını kazandı. 1959’daki Zürih ve Londra anlaşmalarına göre Yunanistan, Türkiye ve İngiltere garantör olmuşlardır. Yunanistan’da meydana gelen darbe sonrasında adadaki karışıklığın artmasıyla Türkiye 1974’te Kıbrıs Barış Harekâtını gerçekleştirmiştir. 1983’te KKTC’nin ilanı edilmiş ve Rauf Denktaş cumhurbaşkanı olmuştur. 90larda GKRY´nin Türk anakarasını da menziline alan S300leri almasıyla gerilen ilişkiler S300lerin Girit adasına taşınmasıyla sonuçlanmıştır (Athanasopulos, 2001). 2004’te AB’ye tam üye olan GKRY ile sorunlar bölgede enerji yataklarının bulunmasıyla devam etmiştir. Zira, kaynakların paylaşımı deniz alanlarının paylaşımına bağlı bulunmaktadır.  GKRY eşit uzaklık ilkesine göre Mısır (2003), Lübnan (2007), İsrail (2010) ile münhasır ekonomik bölge anlaşmaları yapmıştır. Türkiye ise bunun Kıbrıs sorunu çözülmeden tek taraflı olarak yapılmasını eleştirmiştir. Rum kesiminin kendisine ait olduğunu iddia ettiği alanları parselleyerek ihaleye verip sondaja başlamasıyla 2011’de Türkiye ve KKTC arasında kıta sahanlığını sınırlandırma anlaşması imzalanmış ve TPAO’ya arama izni verilmiştir (Kısacık, 2013). Doğu Akdeniz´deki başlıca enerji sahaları Nil, Herodot, Afrodit ve Leviathandır. 

Şekil 1: Enerji Sahaları (Doğu Akdeniz Enerji Üssü,2018)

Yunanistan ile Sorunlar

Yunanistan ile yaşanan sorunlar 1821’deki Yunan isyanına ve Türk Kurtuluş Savaşına dayanmaktadır. Bunların temelinde Yunanistan’ın “Büyük Ülkü (Megali Idea)”sünün etkisi bulunmaktadır. Her ne kadar iki ülke arasındaki ilişkiler Lozan’dan sonra 50lere kadar durağan seyretmiş ve her ikisi de 1952’de NATO’ya üye olmuşsalar da sonraki dönemlerde Kıbrıs, adalar ve kıta sahanlığı sorunları tansiyonu yükseltmiştir. 1830’da Yunanistan’ın bağımsızlığını kazanmasıyla Kuzey Sporatlar ve Kiklat ada grupları Yunanistan’ın hakimiyeti altına girmişken Boğazönü, Saruhan ve Menteşe ada grupları ise Osmanlının denetiminde kalmıştır. 1912’de İtalya Menteşe bölgesindekileri işgal etmişse de Uşi Antlaşmasıyla (Lozan´ın Uşi kasabasında imzalandığı için Lozan Anlaşması da denir) Trablusgarp ve Bingazi’ye özerklik verilmiş ve İtalya´ya da geçici olarak adalar bırakılmıştır (Osmanlı devleti Balkan savaşlarıyla uğraştığından). Fakat İtalya adaları geri vermemiş ve 1923´teki Lozan Anlaşmasıyla statüko korunarak adalar İtalya´da kalmıştır. Adalar Lozan Anlaşmasıyla Yunanistan ve İtalya arasında paylaştırılmıştır ve İkinci Dünya Savaşında İtalya kendi hakimiyetindeki adaları da Yunanistan’a devretmiştir. Lozan’da Meis adası da İtalya’ya verilmiştir. Ancak Meis´e bağlı ada ve adacıklar tartışmalıdır. Zira Lozan Antlaşmasına göre karadan üç milden az uzaklıkta bulunan ada ve adacıklar, aksi bir hüküm yoksa, Türkiye’ye aittir. Yine de bölgedeki ada ve adacıkların statüsü hakkındaki tartışmalar devam etmektedir (Ak, 2014). Ayrıca Türkiye’ye göre Yunanistan’ın 1974’te NATO’nun askeri kanadından çekilmesi sonucunda önceden yapılan düzenlemeler hukuki geçerliğini kaybetmiştir (Arı, 1995).

1958’de Cenevre’de yapılan konferansta karasularının sınırı hakkında kesin bir uzlaşı sağlanamadığından 1974 BM III. Deniz Hukuku Konferansında tekrar ele alınmış ve 1982 BM Deniz Hukuku Sözleşmesine göre 12 mile kadar çıkarılabileceği belirtilmiştir (Türkiye bu sözleşmeyi imzalamamıştır). Öte yandan sözleşmeye göre bitişik veya karşılıklı kıyılar söz konusu olduğunda ortay hattın ötesine geçilemez (Arı, 1995). Yunanistan 1931’de düzenlediği kanuna göre Ege´de 3 deniz mili ve bunun üzerinde havada 10 millik alanın egemenliğine sahip olduğunu iddia etmiştir. Ayrıca 1936’da 3´ten 6’ya yükseltmesine karşılık Türkiye de 1964´teki kanunla 6 mil olarak belirlemiştir. Yunanistan sivil havacılık için düzenlenen FIR´ı da sınır kabul etmekte, askeri uçaklara da uygulamakta ve Türkiye’ye göre Yunanistan çeşitli mazeretlerle Türkiye’nin ilan ettiği NOTAM’ların yeri ve zamanında değişiklik yapmaktadır. Yunanistan 1982 Sözleşmesine dayanarak karasularını 12 mile çıkarmak istemekte ve Türkiye’nin Ege´nin yarı kapalı deniz olması savına karşılık Akdeniz’in de yarı kapalı deniz olmasına rağmen 12 milin uygulanmasını örnek göstermektedir. Türkiye ise Yunanistan’ın 12 mile çıkarmasını savaş sebebi (casus belli) saymaktadır (Ak, 2014; Arı, 1995). Ayrıca iki ülke arasında çıkan en kritik kriz 1996’daki Kardak Krizi(Imia Crisis) olmuştur. Yunanistan’a göre Ege´deki sorunlar kıta sahanlığı ve statüsü tartışmalı adalarla sınırlıyken Türkiye’ye göre bunların yanı sıra 12 mile çıkarma çabaları, SAR, komuta-kontrol sahaları, FIR ve 10 millik hava sahası iddiaları, adaların silahlandırılması gibi sorunlar da mevcuttur. Esasında bu sorunların temelinde kıta sahanlığının belirlenememesi sorunu yatmaktadır. Bunun da nedenlerinden başlıcaları Ege´deki adaların coğrafik açıdan ters tarafta yer almaları (Yunanistan’a ait adaların Yunanistan’dan ziyade Türkiye anakarasına yakınlığı), tartışmalı adalar ve Yunanistan’ın adalara da deniz yetki alanı verilmesini istemesidir. Ayrıca iki ülke arasında sorunların çözülmesinde kullanılan ilke ve yaklaşımlar da farklıdır. Yunanistan siyasal ve ülkesel bütünlük, eşit uzaklık ve adaların da deniz yetki alanına sahip olması gibi ilkeleri benimserken Türkiye iki ülkenin de anlaşmasını önemsemekte ve adaların özel durumlarının, Ege´nin yarı kapalı deniz olmasının, doğal uzantıların ve hakkaniyet ilkesinin dikkate alınmasını istemektedir. (Ak, 2014)

Şekil 2: Sağdaki Yunanistan’ın iddiasına göre Türkiye’ye ait alan (Yaycı,2012)

Mavi Vatan Kavramı ve Ortaya Çıkışı


Şekil 3: Mavi Vatan sınırları (Denizcilik Dergisi,2019)

Mavi Vatan, Türkiye’nin etrafındaki denizlerdeki hakimiyet alanını gösterir. Türkiye’nin denizlerdeki politikasını şekillendiren bir doktrindir. Kavram ilk olarak 2006’da Cem Gürdeniz tarafından dillendirilmiştir. Son zamanlarda sıkça tartışılan bir konudur. Cumhurbaşkanının mavi vatan haritası önünde çektirdiği fotoğraf ve Mavi Vatan 2019 Tatbikatı dikkat çekmiştir. Türkiye özellikle enerji bakımından dışa bağımlı olduğundan denizlerdeki hidrokarbon yatakları büyük önem taşımaktadır. Hidrokarbonlar dışında hem Karadeniz hem de Akdeniz’de gaz hidrat alanları da bulunmaktadır (Yaycı, 2012). Ayrıca dışarıdan gelebilecek saldırılara karşı da denizlerin güvenliği önemlidir. Türkiye bu nedenlerle denizlerde aktif rol almaya başlamıştır. Bir yandan da askeri endüstrinin gelişmesi için çabalamaktadır. Barbaros Hayrettin Paşa´nın da dediği gibi “Denizlere hâkim olan cihana hâkim olur”. Bu nedenledir ki kendilerinden ve çıkarlarından uzak olsa bile ülkeler olası rakiplerine karşı Akdeniz’de nüfuz kazanmak peşindedir (Yaycı, 2012).  

Suriye

Türkiye ilk olarak Suriye’de sınırlarını güvenceye almak ve terör koridorunun Akdeniz´e ulaşmasını engellemek için Zeytin Dalı, Barış Pınarı gibi harekatlar düzenlemiş ve muvaffak olmuştur. Suriye’deki istikrarsızlık Akdeniz’i de etkilediğinden gözler buraya çevrilmiş ve pek çok ülke çıkarı için burada yer almıştır. Örneğin Rusya Akdeniz’deki varlığını güvenceye almak için Suriye’de bulunurken Avrupa ise hem Akdeniz yoluyla gelen mülteciler sorunu hem de Akdeniz’deki kaynakların Rusya’ya olan enerji bağımlılığına bir alternatif olabilme ihtimali gibi nedenlerle bölgeye önem vermektedir. Bölgede terör örgütleri, çok uluslu şirketler gibi devlet dışı aktörler bulunması ve bunların güvenlik, ideoloji ve ekonomi gibi farklı alanlarda çıkarlara sahip olması durumu karmaşıklaştırmaktadır (Ozan, tarih yok). Türkiye ise “vatan topraklarının güvenliği ileriden başlar” ve “sahada güçlü olan masada da güçlü olur” tezleriyle sahada aktif rol oynamaya başlamıştır. Lakin harekatlar başarılı olmasına rağmen Akdeniz’e yakın konumdaki İdlip´teki sıkıntı devam etmekte ve henüz burası hakkında bir öngörüde bulunulamamaktadır. Ayrıca Suriye ile üst düzey ilişkiler olmadığından burada ikili bir MEB anlaşmasının yapılması şimdilik öngörülmüyor.

Münhasır Ekonomik bölgeler ve Libya ile Mutabakat

Akdeniz’deki temel anlaşmazlık münhasır ekonomik bölgelerin ilanıyla ilgilidir. MEB, bir ülkenin kıyıdan itibaren 200 millik alanda denizde bulunan canlı veya cansız kaynaklardan yararlanabildiği alandır. Lakin Akdeniz’de iki ülke arası mesafe 400 milden az olduğu için sorun çıkmaktadır. Bu durumda ülkelerin kendi aralarında anlaşmaları gerekmektedir. Burada özellikle Yunanistan  ve GKRY ile Türkiye’nin çıkarları çatışmaktadır. Yunanistan Akdeniz’deki kaynaklarda yararlanmak için Girit ve çevresindeki adaların da münhasır ekonomik bölgelerinin olduğunu  savunsa da Türkiye bunu kesinlikle reddetmektedir. Zira daha önce benzer anlaşmazlık davalarında ters tarafta kalan adalar ya tamamen göz ardı edilmiş ve yahut sadece karasularını kapsayan alanın egemenliği tanınmıştır(Örneğin İngiltere-Fransa davası). Bu davalarda öne çıkan ilkeler şunlardır: coğrafyanın üstünlüğü, kara denize egemendir, oransallık, kapatmama. Bu açılardan incelendiğinden Türkiye’nin Akdeniz kıyısı daha uzun olmasına rağmen adaların dört bin kat alana sahip olması oransallık ilkesine uygun değildir. Ayrıca özellikle Meis adası başta olmak üzere adalar ters tarafta yer aldığından Türkiye karasını kapatmaktalar. (Yaycı, 2012) GKRYnin ilan ettiği alanlar ise Türkiye’ninkilerle çakışmaktadır. Türkiye düşey hatlar kullandığında sadece Mısır, KKTC ve Suriye ile kıyıdaş iken şayet GKRY gibi diyagonal hatlar kullanırsa Libya, İsrail-Filistin ve Lübnan ile de kıyıdaş olup bu ülkelerle MEB anlaşması imzalayabilmektedir. (Yaycı, 2012)

Şekil 4: Düşey hatlarla belirlenen alanlar. (Yaycı,2012)
Şekil 5: Diyagonal hatlarla belirlenen alanlar. (Yaycı, 2012)

Nitekim bu dikkate alınarak 27 Kasım 2019’da Libya ile Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası imzalanmıştır. Bu anlaşma ile Türkiye’nin Marmaris, Kaş ve Fethiye kıyıları ile Libya’nın Derne, Tobruk ve Bordiya kıyıları karşılıklı kıyılar olarak belirlenip iki ülke arasında MEB sınırı belirlenmiştir. Bu anlaşma ile Yunanistan ve GKRY´nin iddiaları reddedilmiş ve aralarında yapılacak MEB anlaşmasının önünü kesmek hedeflenmiştir. Lakin Yunanistan ile Mısır arasında 6 Ağustos´ta anlaşma imzalanmışsa da Türkiye bunu eleştirmiş ve hükümsüz saymıştır. Yunanistan-Mısır anlaşmasında Meis´e yetki verilmemiş olmasıysa Türkiye için olumludur. Ayrıca East-Med projesinin Libya ile yapılan anlaşma bölgesinden geçmek zorunda olması nedeniyle bazı Avrupa ülkeleri de tepki göstermiştir. Libya ile varılan mutabakat olumlu karşılansa da bazı tereddütler de mevcuttur. Örneğin anlaşmada bahsi geçen Libya kıyıları Hafter kontrolünde bulunmaktadır. Ayrıca ilerde Hafter veya başkası gelse de anlaşmanın geçerli olup olmayacağı sorulmaktadır. Cem Gürdeniz´e göre Hafter gelse bile anlaşmanın iptaliyle meydana gelecek alan kaybını istemeyeceğinden anlaşma geçerli olacaktır (Gürdeniz, 2020). Bu muhtıra ile Türkiye’nin Yunanistan’la hariç batıdaki deniz alanlarının sınırları belirlenmiştir. TBMM´de kabul edilen anlaşma, Libya´da onaylanınca BM´ye bildirilecek.

Libya ile varılan mutabakat sonrasında benzerlerinin Mısır, İsrail ve Lübnan ile da yapılıp yapılamayacağı tartışılmıştır. Bu ülkeler daha önce GKRY ile MEB anlaşmaları imzalamışsalar da Arnavutluk örneğinde olduğu gibi bunların iptali mümkündür (Yaycı, 2012), ki zaten Lübnan ile olan onaylanmadığından yürürlüğe girmemiştir. Haritada da görülebileceği gibi eğer bu ülkeler Türkiye ile anlaşmaya varırlarsa GKRY ile yaptıklarından daha avantajlı duruma gelirler. Türkiye’nin Mısır ve İsrail ile ilişkilerinde sorunlar olması bunu zorlaştırsa da Cumhurbaşkanının açıklamasına göre Mısır ile iki ülkenin istihbarat örgütleri vasıtasıyla görüşmeler yapılmaktadır lakin henüz bir anlaşmaya varılamamış ve Yunanistan-Mısır anlaşması güvensizlik yaratmıştır.


Şekil 6: GKRY ile yapılan anlaşmalara göre Mısır, İsrail ve Lübnan´ın alan kayıpları (Yaycı,2012)

Kaynakça

(2018).Doğu Akdeniz Enerji Üssü. ağustos 2020 tarihinde https://www.diplomatikstrateji.com/dogu-akdeniz-enerji-ussu/ adresinden alındı

Ak, G. (2014). Ege´deki Hayalet:Türk-Yunan Deniz Sınırı, Durum ve Etkiler. CTAD, 10(20), 255-288.

Arı, T. (1995). EGE SORUNU VE TÜRK-YUNAN İLİşKİLERİ: Son Gelişmeler Işığında Kara Suları ve Hava Sahası Sorunları.

Athanasopulos, H. (2001). Greece, Turkey and the Aegean Sea: A Case Study in International Law. North Carolina: McFarland & Company.

denizcilikdergisi. (2019). Ağustos 2020 tarihinde https://www.denizcilikdergisi.com/denizcilik-gundem-haberleri/dogu-akdenizde-meb-ilan-edilmeli/ adresinden alındı

Gürdeniz, C. (2020, Ocak 2). Mavi Vatan Nedir? Libya Anlaşması Neden Önemli? (C. Özdemir, Röportaj Yapan) https://www.youtube.com/watch?v=my39MuwdfIM adresinden alındı

Kedikli, U., & Çalağan, Ö. (2014). Enerji Alanında Bir Rekabet Sahası Olarak Doğu Akdeniz´in Önemi. Sosyal Bilimler Metinleri, 2017(1), 120-138.

Kısacık, S. (2013, ağustos 16). DOĞU AKDENİZ’DE HİDROKARBON YATAKLARI: YENİ BİR JEOPOLİTİK MÜCADELE SAHASI MI? ağustos 2020 tarihinde uluslararası politika akademisi: http://politikaakademisi.org/2013/08/16/dogu-akdenizde-hidrokarbon-yataklari-yeni-bir-jeopolitik-mucadele-sahasi-mi/ adresinden alındı

Ozan, E. (tarih yok). Doğu Akdenizin Artan Önemi ve Türkiye. ağustos 2020 tarihinde ANKASAM: https://ankasam.org/dogu-akdenizin-artan-onemi-ve-turkiye/ adresinden alındı

Yaycı, C. (2012). DOĞU AKDENİZ’DE DENİZ YETKİ ALANLARININ PAYLAŞILMASI SORUNU VE TÜRKİYE. Bilge Strateji, 4(6), 1-70.

Saliha ASLAN

Orta Doğu Teknik Üniversitesi – Uluslararası İlişkiler

saliihaaslan@gmail.com

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s